2 Kasım 2026 Pazartesi

Referandum haritaları ile coğrafi bilgi sistemleri (CBS) ortamında Türkiye siyasi ekolojisinin yeniden değerlendirilmesi

 







REFERANDUM HARİTALARI İLE COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMLERİ (CBS) ORTAMINDA TÜRKİYE SİYASİ EKOLOJİSİNİN YENİDEN DEĞERLENDİRİLMESİ


Sabri Karadoğan*, Ahmet Yıldırım**


GİRİŞ

1.1. Siyasi Ekoloji ve Seçim Coğrafyasının Gelişimi: Siyasi Davranış ile Mekân Etkileşiminin Tarihsel Gelişimi

Siyasetin mekânla olan ilişkisi, insanın yaşadığı fiziksel ve kültürel çevreyle kurduğu sürekli etkileşime dayanmaktadır. Bu etkileşimin bireysel ve toplumsal tutumlar, düşünce kalıpları ve nihayetinde siyasal davranış biçimleri üzerindeki yönlendirici tesiri köklü bir düşünsel geçmişe sahiptir. Nitekim coğrafi koşulların insan davranışları, siyasal örgütlenmeler ve yönetim modelleri üzerindeki belirleyici rolü, İbni Haldun’un Mukaddime (1377) adlı eserinden Montesquieu’nun De l'esprit des Lois (Kanunların Ruhu, 1748) çalışmasına kadar uzanan geniş bir tarihsel gelişim çizgisine sahiptir. Fiziksel çevre unsurlarının, insan topluluklarının siyasal tercihleri ve mekânsal dağılışları üzerindeki etkilerini inceleyen disiplinlerarası çabalar, modern dönemde öncelikle siyasal coğrafya (political geography) terimi altında ele alınmıştır. Ancak, siyasal eylemler ile coğrafi mekân arasındaki bu çok boyutlu etkileşimi, doğrudan oy verme ve seçim davranışı odağına indirgeyerek incelemek amacıyla zamanla "seçim coğrafyası" (electoral geography) kavramı tercih edilmeye başlanmıştır.

Seçim coğrafyası, en genel tanımıyla, yönetenler ile yönetilenler arasındaki ilişkinin mekânsal dağılımını, bu dağılımı biçimlendiren sosyo-ekonomik bileşenleri, temsil ilişkilerini, bölgesel farklılaşmaları ve bu farklılaşmaların ardında yatan temel nedenleri araştıran interdisipliner bir alt bilim dalıdır. Disiplinin kurumsal kökenleri, Fransız coğrafyacı André Siegfried’in 1913 yılında yayımladığı anıtsal çalışması "Tableau politique de la France de l'Ouest sous la Troisième République" (Üçüncü Cumhuriyet Döneminde Batı Fransa'nın Siyasi Tablosu) adlı esere dayanmaktadır. Siegfried bu çalışmasında, Fransa'nın batı kesimindeki departmanlarda seçmenlerin gösterdiği siyasal eğilimleri; mülkiyet yapısı, tarımsal yerleşim biçimi, dini pratikler, toplumsal otorite ilişkileri ve hatta jeolojik/fiziksel toprak yapısıyla ilişkilendirmiştir.

Siegfried’in seçim coğrafyası yazınında klasikleşen "granit sağa oy verir, kireçtaşı sola" tezi, fiziksel çevre ile seçmen yönelimi arasında dolaylı fakat açıklayıcı bir nedensellik bağı kurmuştur. Bu yaklaşıma göre, granit zemin yapısının egemen olduğu kırsal bölgeler konutların dağınık yerleşimini ve tarımsal mülkiyetin büyük ölçekli kalmasını tetikleyerek kilisenin toplumsal denetim gücünü artırmış, bu durum da muhafazakar ve sağ oyların egemenliğini hazırlamıştır. Öte yandan kireçtaşı toprak yapısına sahip nehir havzası vadilerinde ise nüfusun daha toplu yaşaması, küçük ve orta ölçekli mülkiyetin gelişmesi, eşitlikçi rekabetin artması ve kiliseye olan bağımlılığın azalması, seçmenlerin liberal ve cumhuriyetçi sol oylara yönelmesini kolaylaştırmıştır. Siegfried’in fiziksel coğrafyayı sosyo-politik tercihlerle bütünleştiren bu modeli, Raymond Aron gibi düşünürler tarafından jeolojik yapı ile siyasi tercihler arasında fazla tek boyutlu ve deterministik ilişkiler kurduğu iddiasıyla eleştirilmiş olsa da, Paul Bois gibi tarihçilerin yerel gelenekler ile tarihsel mirasın rolüne ağırlık veren çalışmalarıyla geliştirilmiş ve modern seçim coğrafyasının temelini atmıştır.

Siegfried’in ardından, Amerika Birleşik Devletleri’nde Edward Krehbiel 1916 yılında İngiliz parlamento seçimleri üzerinden doğal ve ekonomik etkenlerin oy verme davranışı üzerindeki mekânsal yansımalarını incelemiştir. Ayrıca 1918 yılında coğrafyacı Carl Sauer, seçim çevrelerinin sınırlarının çizilmesi (congressional districts) üzerine ilk çalışmaları gerçekleştirmiştir. Ancak, 1910'lardan 1960'lara kadar süren bu "deskriptif ve istatistiki kartografya" dönemi, ağırlıklı olarak toplulaştırılmış (aggregate) seçim verilerinin haritalandırılmasıyla sınırlı kalmış, bireysel seçmen düzeyinde anket verilerinin bulunmaması sebebiyle mekânsal değişkenlerin nedenselliğini kanıtlamada kuramsal ve ampirik açıdan bazı kısıtlar taşımıştır.

Seçim coğrafyasındaki ikinci büyük kırılma, 1960’lardan itibaren özellikle Anglo-Amerikan coğrafya ekolünde yaşanan niceliksel devrim ve mekânsal analiz araçlarının gelişmesiyle yaşanmıştır. Bu dönüşümün kuramsal öncüsü, Kevin Cox’un 1969 yılında Progress in Geography dergisinin ilk sayısında yayımlanan "The Voting Decision in a Spatial Context" (Mekânsal Bağlamda Oy Verme Kararı) başlıklı çığır açıcı makalesi olmuştur. Cox, bireylerin oy verme davranışlarının yalnızca kişisel sosyo-ekonomik nitelikleri (örneğin sınıf, yaş, gelir) içeren bileşimsel (compositional) faktörlerle açıklanamayacağını savunmuştur. Cox'a göre, seçmenlerin karar alma mekanizmaları; içinde yaşadıkları mekân, dahil oldukları sosyal iletişim ağları, gündelik etkileşimleri ve bu mekân içerisindeki bilgi akışından bağımsız düşünülemez. Torsten Hägerstrand’ın yeniliklerin coğrafi yayılımı teorisinden esinlenen Cox, seçmenin oy verme eylemini rasyonel ve soyutlanmış tekil bir tercih olmaktan çıkarıp, mekânsal bir iletişim alanı içerisinde sürekli üretilen dinamik bir süreç olarak tanımlamıştır. Bu bağlamsal yaklaşım, ünlü siyaset sosyoloğu Stein Rokkan ile Mattei Dogan ve Erik Allardt gibi isimlerin öncülük ettiği çok uluslu ve disiplinlerarası araştırma ağlarıyla bütünleşerek, yerel bağlamın oy tercihindeki ağırlığına odaklanan kuramsal bir ekolün doğmasını sağlamıştır.

Cox’un açtığı bu yolda ilerleyen Ron Johnston, 1970'li yıllardan itibaren yerel temas kalıplarının, siyasi sohbet ortamlarının ve komşuluk ilişkilerinin oy tercihlerini nasıl şekillendirdiğini araştırmaya başlamıştır. Peter Taylor ve Ron Johnston’ın 1979 tarihli klasik eseri "Geography of Elections", coğrafyanın oylar üzerindeki etkilerini kuramsal ve yöntemsel düzeyde ayrıntılandırarak disipline büyük bir ivme kazandırmıştır. Johnston’ın kavramsallaştırdığı ve ampirik olarak doğruladığı "Komşuluk Etkisi" (Neighbourhood Effect) teorisi, bireyin oy verme kararında kendi bireysel sosyo-ekonomik özelliklerinin yanı sıra, yaşadığı yerel çevredeki yüz yüze etkileşimin, komşularla yapılan siyasi sohbetlerin, yerel düzeyde yürütülen seçim kampanyalarının ve bölgedeki ekonomik dalgalanmaların ek bir açıklayıcı gücü olduğunu savunmaktadır. Johnston ve Pattie tarafından "Seçmeni Yerine Koymak" (Putting Voters in Their Place) olarak nitelendirilen bu süreç, rasyonel seçmenin sosyalleşme süreçlerinin mekânsal olarak yerelleştiğini (socialization in place) ve yerel bağlamın oy verme kalıplarında belirleyici bir sismograf olduğunu kanıtlamaktadır

1.2. Klasik Ekolojik Yaklaşımlar, Sosyal Bölünmeler ve Ekolojik Çıkarım Problemi

Seçim coğrafyası literatüründe "klasik ekolojik yaklaşım" (classical ecological approach), seçmenin siyasal eğilimlerini bireysel ve yalıtılmış psikolojik süreçlerden ziyade, içinde yaşadığı toplumsal, coğrafi, ekonomik ve kurumsal çevre ile bütünleşik bir şekilde analiz eden bir kuramsal çizgiyi temsil eder. Bu doğrultuda, klasik ekolojik yaklaşımın kuramsal ve metodolojik temelleri üç ana eksen üzerinden şekillenmiştir: André Siegfried'in jeolojik ve sosyo-mekânsal çevreyi merkeze alan öncü metodolojisi, Lipset ve Rokkan'ın toplumsal bölünmeler (cleavages) kuramı ve bu iki makro-ekolojik yaklaşımın ampirik sınırı niteliğindeki "Ekolojik Çıkarım Problemi" (Ecological Inference Problem).

André Siegfried ve Coğrafi-Sosyal Belirleyicilik: Seçim coğrafyasının kurucu anıtı olarak kabul edilen André Siegfried'in "Tableau politique de la France de l'Ouest sous la Troisième République" (1913) başlıklı eseri, coğrafi çevre ile seçmen davranışı arasında ampirik ilişkiler kuran ilk sistemli çalışmadır. Siegfried, Fransa’nın batısındaki departmanları merkeze alarak yürüttüğü incelemede, toprak yapısı (jeoloji) ile toplumsal örgütlenme ve oy verme davranışı arasında dolaylı fakat açıklayıcı bir korelasyon kurmuştur. Kuzey Vendée'nin granit zemin yapısı, su kaynaklarının dağınık olmasını ve dolayısıyla konutların mekânsal olarak birbirinden uzak (dağınık yerleşim) inşa edilmesini zorunlu kılmıştır. Bu mekânsal dağınıklık büyük toprak mülkiyetini korumuş, bireysel çiftçilerin kiliseye ve büyük toprak sahiplerine olan feodal-sosyal bağımlılığını artırarak bu bölgelerde muhafazakar ve sağ oyların egemenliğini hazırlatmıştır. Buna tezat olarak, güneydeki kireçtaşı düzlükleri ise suyun toplu bulunması sebebiyle toplu yerleşimi teşvik etmiş; bu durum küçük mülkiyetin, kentleşmenin ve seküler toplumsal ilişkilerin gelişmesine yol açarak liberal-sol cumhuriyetçi oyların kalesi olmuştur.

Siegfried’in analizi halk arasında "granit sağa, kireçtaşı sola oy verir" formülüne indirgenmiş olsa da, Siegfried aslında fiziki coğrafyanın doğrudan siyasi görüşü belirlemediğini, ancak mülkiyet, din, yerleşim biçimi gibi sosyo-politik yapıları mekânsal olarak filtreleyerek dolaylı bir "çevresel etki" (environmental factor) ürettiğini savunmuştur. Nitekim Siegfried'in bu tezi, Raymond Aron (1969) gibi kuramcılar tarafından "coğrafi heterojenliği ararsak buluruz, ancak blokları biz organize ederiz" denilerek jeolojik yapı ile siyasi tercihler arasında aşırı mekanik ve deterministik ilişkiler kurduğu gerekçesiyle eleştirilmiştir. Buna karşın tarihçi Paul Bois (1960), Western Peasants çalışmasında Siegfried'in ekolojik mirasını devralmış, ancak fiziki coğrafyadan ziyade tarihsel geleneklerin, mülkiyet yapılarının ve yerel düzeyde Fransız Devrimi'nden kalan kolektif bellek ve travmaların oy verme üzerindeki etkisini vurgulayarak modeli geliştirmiştir.

Lipset ve Rokkan'ın Toplumsal Bölünmeler (Cleavages) Teorisi: Siegfried'in yerel-ekolojik gözlemlerini ulusal ve küresel düzeyde sistemli bir toplumsal fay hattı modeline dönüştüren en nüfuzlu kuramsal çerçeve, Seymour Lipset ve Stein Rokkan'ın (1967) geliştirdiği "Toplumsal Bölünmeler Teorisi" (Cleavage Theory) olmuştur. Lipset ve Rokkan, Batı Avrupa'daki parti sistemlerinin ve seçmen hizalanmalarının, Avrupa tarihinin iki büyük tarihi dönüm noktası olan Ulusal Devrim (Reformasyon ve Fransız Devrimi süreci) ve Endüstri Devrimi sonucunda ortaya çıkan dört temel yapısal fay hattı üzerinde yükseldiğini savunmuştur. Bu bölünmeler; ulus devlet kurucu merkezi ile kültürel/etnik çevre arasındaki Merkez-Çevre (Center-Periphery), seküler devlet aygıtı ile dini otorite arasındaki Devlet-Kilise (State-Church), kırsal tarım çıkarları ile kentsel ticaret/sanayi çıkarları arasındaki Kır-Kent (Urban-Rural) ve nihayetinde üretim araçlarının sahipleri ile işçi sınıfı arasındaki İşçi-İşveren (Owner-Worker) bölünmeleridir.

Bu bölünmelerden özellikle Merkez-Çevre ve Kır-Kent bölünmeleri, doğası gereği bariz mekânsal ve coğrafi özellikler taşır. Merkez-Çevre bölünmesi, ulus-kurucu entelektüel ve bürokratik merkeze karşı, kendi dilsel, dini veya etnik kimliğini korumaya çalışan coğrafi çevrelerin (periferinin) direnç alanlarını haritalandırır. Kır-Kent çatışması ise, tarımsal ekonominin egemen olduğu muhafazakar kırsal hinterland ile modern, sanayileşmiş ve seküler kentsel merkezler arasındaki mekânsal ayrışmayı temsil eder. Lipset ve Rokkan'ın ünlü "Dondurulma Hipotezi" (Freezing Hypothesis), 1920'lerde genel oy hakkının genişlemesi ve kitle siyasetinin kurumsallaşmasıyla bu dört temel bölünmenin yarattığı parti alternatiflerinin donduğunu ve 1960'lardaki parti sistemlerinin halen 1920'lerin fay hatlarını yansıttığını öne sürmüştür. Ancak günümüzde, tarihsel verilerin niceliksel analiziyle bu katı dondurulma hipotezi kısmen sorgulanmakta; yerel bağlamların, yeni kentsel-ekolojik duyarlılıkların ve bölgesel kimliklerin bu geleneksel bölünmeleri sürekli yeniden yapılandırdığı ispatlanmaktadır.

Ekolojik Yanılgı ve Ekolojik Çıkarım Problemi: Siegfried ile başlayıp Lipset ve Rokkan ile makro-sosyolojik bir boyuta ulaşan ekolojik analizlerin önündeki en büyük metodolojik engel, seçim coğrafyasının en temel tartışma konularından biri olan "Ekolojik Çıkarım Problemi" (Ecological Inference Problem) ve buna bağlı olarak gelişen "Ekolojik Yanılgı" (Ecological Fallacy) kavramıdır. William S. Robinson’ın 1950 yılında yayımladığı çığır açıcı çalışmasında gösterdiği üzere ekolojik yanılgı; bölgesel veya il düzeyinde toplulaştırılmış (aggregate / ecological) verilerden yola çıkarak rasyonel olarak bireysel seçmen düzeyinde nedensel sonuçlar çıkarma hatasıdır. Örneğin, okuryazarlık oranının yüksek olduğu coğrafi bölgelerde belirli bir siyasi partiye verilen oyların yüksek çıkması, okuryazar bireylerin o partiye oy verdiği anlamına gelmeyebilir; zira bu durum, o bölgelerde yaşayan okuryazar olmayanların o partiye yönelmesinden kaynaklanıyor olabilir.

V.O. Key'in Amerikan Güneyi üzerine yaptığı çalışmalarda (1949), siyah nüfusun yoğun olduğu seçim bölgelerinde beyaz seçmenlerin siyah karşıtı adaylara yoğun destek vermesini açıklaması, bu ekolojik çıkarımın en klasik örneklerindendir. Key, siyah nüfus oranının yüksek olmasının siyahların o adaya oy verdiği anlamına gelmediğini, aksine o bölgede yaşayan beyazların "yakın siyasi tehdit" hissiyle muhafazakar adayı desteklediğini (komşuluk/ekolojik bağlam) ortaya koymuştur.

Toplulaştırılmış verilerle çalışmak zorunda olan seçim coğrafyacıları için bu metodolojik kısıt, Gary King’in 1997 yılında geliştirdiği "Ekolojik Çıkarım Çözümü" (A Solution to the Ecological Inference Problem) ile aşılmaya başlanmıştır. King, toplulaştırılmış verilerden yola çıkarak bireysel düzeydeki ilişkileri tahmin etmek üzere olasılık sınırları ve mekânsal değişkenleri birleştiren bir istatistiksel metodoloji sunmuştur. Bu yöntemsel gelişme sayesinde, John O’Loughlin (2000, 2003) Weimar Almanyası'ndaki Nazi oylarının mekânsal yayılımını ve yerel seçmen kırılımlarını başarıyla tahmin etmiş; Calvo ve Escolar (2003) ise Coğrafi Ağırlıklı Regresyon (GWR) gibi ileri mekânsal istatistiklerin ekolojik çıkarım problemlerini çözmedeki benzersiz yeteneğini göstermiştir. Günümüzde Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS), bu ekolojik çıkarım sınırlarını yerel ölçekteki (mahalle, sandık düzeyinde) çok katmanlı sosyo-ekonomik verilerle birleştirerek "yerel bağlamın" (local context) ve "komşuluk etkisinin" bağımsız gücünü ekolojik yanılgıya düşmeden ispat edebilecek ileri mekânsal araçlar sunmaktadır

1.3. Modern Mekânsal Bağlam ve Komşuluk Etkisi

Seçim coğrafyasında 1960’ların sonundan itibaren yaşanan davranışsal ve niceliksel devrim, seçmenin karar alma mekanizmasını yalnızca statik sosyo-ekonomik kategorilere indirgeyen yaklaşımların sorgulanmasını beraberinde getirmiştir. Bu dönüşümün odağında, seçmenin rasyonel ve yalıtılmış bir aktör olmaktan ziyade, belirli bir "mekânsal bağlam" (spatial context) ve iletişim ağı içerisinde sosyalleşen dinamik bir özne olduğu tezi yer almaktadır. Disiplini deskriptif (tasviri) bir haritalama faaliyetinden çıkarıp ampirik ve kuramsal bir derinliğe kavuşturan bu bağlamsal yaklaşım, Kevin Cox’un öncü çalışmalarıyla literatüre girmiş ve Ron Johnston’ın katkılarıyla "Komşuluk Etkisi" (Neighbourhood Effect) teorisi altında kavramsallaştırılmıştır (van der Wusten ve Mamadouh, 2014).

Bu kuramsal hattın miladı, Kevin Cox’un 1969 yılında Progress in Geography dergisinin ilk sayısında yayımlanan "The Voting Decision in a Spatial Context" başlıklı çığır açıcı makalesidir (Cox, 1969; van der Wusten ve Mamadouh, 2014). Cox, bireylerin oy verme tercihlerinin yalnızca sınıf, gelir, din veya eğitim gibi kişisel/bileşimsel (compositional) özelliklerle tam olarak açıklanamayacağını savunmuştur (Cox, 1969). Seçmen, kararlarını boşlukta değil; gündelik ilişkilerini sürdürdüğü, bilgi akışına maruz kaldığı ve toplumsal ağlara dahil olduğu somut bir coğrafi uzamda verir. Torsten Hägerstrand’ın yeniliklerin coğrafi yayılımı teorisinden esinlenen Cox, siyasal eğilimlerin ve oy tercihlerinin de tıpkı teknolojik yenilikler gibi bilgi akış alanları (information fields) ve mesafe bariyerleri üzerinden mekânda yayıldığını öne sürmüştür (Cox, 1969; van der Wusten ve Mamadouh, 2014). Bu yaklaşıma göre mesafe, insanlar arası etkileşimin sıklığını ve yoğunluğunu sınırlandıran fiziksel bir değişken olarak siyasal tutumların coğrafi olarak kümelenmesini doğrudan etkilemektedir (Huckfeldt ve Sprague, 1995).

Cox’un açtığı bu yöntemsel çığır, 1970'li yıllardan itibaren Ron Johnston ve Peter Taylor tarafından daha sistematik ve niceliksel bir çerçeveye oturtulmuştur (Johnston, 1979; Taylor ve Johnston, 1979). Johnston ve Taylor (1979), yerel çevre faktörlerinin seçmen üzerindeki dönüştürücü etkisini ifade etmek üzere "Komşuluk Etkisi" (Neighbourhood Effect) kavramını popülerleştirmişlerdir. Komşuluk etkisi en genel tanımıyla, bir seçim bölgesinde egemen olan siyasi ve kültürel eğilimin, o bölgede yaşayan ve normal şartlarda farklı eğilimlere sahip azınlık seçmenleri, yüz yüze yerel etkileşimler ve toplumsal baskı mekanizmaları aracılığıyla kendi yönüne doğru çekme (asimilasyon/konsolidasyon) eğilimidir (Johnston ve Pattie, 2006; Taylor ve Johnston, 1979).

Bu teorinin niceliksel olarak modellenmesindeki en önemli dönüm noktalarından biri W.L. Miller’ın 1977 tarihli "Electoral Dynamics" çalışmasıdır (Miller, 1977). Miller, komşuluk etkisinin temel mekanizmasını "birlikte konuşanlar birlikte oy verir" (people who talk together vote together) hipoteziyle özetlemiş ve yerel siyasi sohbetlerin seçmen rasyonelliğini nasıl bükebildiğini göstermiştir (Miller, 1977). Miller (1977), coğrafi alanlardaki baskın siyasi görüşlerin, bireylerin kişisel sosyo-ekonomik profillerinin öngördüğü oy verme olasılıklarından çok daha ezici bir şekilde sandığa yansıdığını saptamıştır. Bu mekânsal etkiyi açıklamak için Miller dört temel model önermiştir:

Çevresel Etkinin Olmadığı Model: Bireyin oy tercihi komşuluk ilişkilerinden tamamen bağımsızdır ve yalnızca kişisel özelliklerine dayanır (Miller, 1977).

Tepkisel Çevresel Model (Environmental Effect Model): Bireyler, kendilerinden farklı sosyal sınıflarla mekânsal olarak yoğun temas kurduklarında reaksiyon göstererek kendi sınıfsal partilerine daha sıkı sarılırlar (Miller, 1977).

Uzlaşmacı Çevresel Model (Consensual Environmental Effect Model): Bireyler, içinde yaşadıkları bölgedeki baskın grupların değerlerini yüz yüze iletişim ve sosyal uyum kaygısıyla zamanla benimserler. Siyasi ekoloji literatüründe "komşuluk etkisi" denildiğinde kastedilen asıl dinamik budur (Johnston, 1979; Miller, 1977).

Przeworski Modeli: Sosyal sınıfların mekânsal etkilere farklı tepkiler verdiğini; örneğin orta sınıfın işçi sınıfı bölgelerinde tepkisel (reactive), işçi sınıfının ise orta sınıf bölgelerinde uzlaşmacı (consensual) bir eğilim gösterdiğini savunan asimetrik bir modeldir (Przeworski ve Soares, 1971).

Modern seçim coğrafyası araştırmalarında, mahalle düzeyindeki mekânsal tasarımın ve nüfus yoğunluğunun da siyasal katılımı doğrudan etkilediği ortaya konmuştur. Hopkins ve Williamson (2012) yaptıkları çalışmada, plansız ve rastlantısal yüz yüze etkileşime izin veren yüksek yoğunluklu kentsel tasarımların, bireysel siyasi ilgiyi ve mahalle düzeyindeki kolektif mobilizasyonu tetiklediğini ampirik olarak kanıtlamışlardır. Benzer şekilde, Huckfeldt ve Sprague (1995) yürüttükleri mikro-bağlamsal analizlerde, bireyin sosyal ağlarındaki homojenlik veya heterojenliğin mekânsal yakınlık sınırları tarafından çizildiğini ve coğrafi mesafenin kitle iletişim araçlarının homojenleştirici etkisine karşı yerel siyasi alt kültürleri koruyan bir kalkan vazifesi gördüğünü saptamışlardır.

Böylelikle, rasyonel tercih kuramlarının aksine seçim coğrafyası, oy verme eylemini bireyin "yerdeki sosyalleşme" (socialization in place) sürecinin bir çıktısı olarak ele almaktadır (Johnston ve Pattie, 2006). Yerel düzeydeki ekonomik dalgalanmalar, bölgeye özgü işsizlik deneyimleri, yerel adayların yürüttüğü yüz yüze kampanyalar ve komşular arası mikro-politik iletişim kanalları, ulusal düzeydeki siyasi trendlerin yerel ölçekte kırılmaya uğramasını veya tam aksine kemikleşerek coğrafi kaleler (strongholds) üretmesini sağlamaktadır (Johnston ve Pattie, 2012).

1.4. John Agnew'in Üç Boyutlu "Yer" Modeli ve Türkiye Siyaset Sosyolojisiyle Entegrasyonu

Seçim coğrafyasının devlet merkezci ve mekânı yalnızca boş bir koordinat sisteminden ibaret gören egemen analiz biçimlerine karşı en köklü ve sistemli eleştiri, siyasi coğrafyacı John Agnew (1987) tarafından getirilmiştir. Agnew, klasik siyaset biliminin ve sosyolojisinin toplumsal bölünmeleri doğrudan devlet ölçeğine indirgeyen metodolojik milliyetçiliğini (methodological nationalism) eleştirerek, modern ulus devletlerin aslında tarihsel olarak inşa edilmiş somut "yerlerin" bir araya gelmesiyle oluştuğunu (territorial states are made out of places) savunmuştur. Siyasetin coğrafi karakterini rasyonel tercihlere veya katı sınıfsal belirlenimlere hapsetmek yerine, bireylerin eylemliliklerini (agency) tarihsel olarak kurulmuş yerel sosyal bağlamların süzgecinden geçiren alternatif bir yapısalcı teori önermiştir.

Agnew’e göre, soyut bir uzamın siyasal davranışları biçimlendiren somut bir "yer" (place) niteliği kazanabilmesi için üç temel boyutun eşzamanlı olarak bir arada bulunması gerekmektedir:

Konum (Location): "Nerede?" sorusuna yanıt veren nesnel coğrafi koordinatları ve o yerin yerel, ulusal ya da küresel düzeydeki geniş ölçekli sosyo-ekonomik ağlar içerisindeki konumlanışını ifade eder. Konum, yerel bir birimin dış dünyayla, küresel kapitalist piyasayla veya devlet aygıtıyla kurduğu makro düzeydeki eklemlenme biçimini belirler.

Mahal (Locale): Gündelik toplumsal ilişkilerin, pratik rutinlerin, ailevi, dini ve iktisadi etkileşimlerin kurulduğu ve deneyimlendiği kurumsal ya da kayıt dışı mekânsal yapıları (ev, iş yeri, mahalle, kahvehane veya yerel sivil toplum örgütleri) temsil eder. Mahal, makro-toplumsal yapıların bireysel eylemlilikle karşılaştığı ve mikro-sosyolojik düzeyde siyasal sosyalleşmenin gerçekleştiği asıl etkileşim alanıdır.

Yer Hissi (Sense of Place): Bireylerin yaşadıkları coğrafi çevreyle kurdukları duygusal, kimliksel ve sembolik bağlılık derecesidir. Bu öznel boyut, seçmenin belirli bir bölgeye ait olma duygusunu, yerel anlatıları, kolektif bellekleri, mitleri ve bölgesel kimlikleri içererek coğrafyayı salt kuru bir mekân olmaktan çıkarıp siyasal anlamlarla donatılmış psikolojik bir aidiyet kalkanına dönüştürür.

Agnew’in bu çok boyutlu formülasyonu, ulusal entegrasyon süreçlerinin yerel kimlikleri tamamen homojenleştirerek erittiğini iddia eden "ulusallaşma tezi" (nationalization thesis) karşısında güçlü bir direnç hattı sunar. Agnew ve Shin, İtalya seçimleri üzerine yürüttükleri çalışmalarda ve Place and Politics in Modern Italy (2002) adlı eserlerinde, Kuzey Ligi (Northern League) gibi bölgesel partilerin yükselişini ve Hristiyan Demokratların yerel düzeydeki ani erimesini, yerel sosyalleşme ağlarının ve mekânsal kimliklerin ulusal trendlere gösterdiği özgül direnç üzerinden açıklamışlardır. Bu bağlamda, seçmen coğrafyasında yer, sadece oy oranlarının statik bir biçimde haritaya boyandığı pasif bir arka plan değil; bireysel seçmenin kendi yerini coğrafi olarak birlikte inşa ettiği (individual voter co-constitutes his/her place) dinamik bir toplumsal süreçtir.

Şerif Mardin'in Merkez-Çevre Kuramı ve Türkiye Siyasi Ekolojisi ile Bütünleşme

Türkiye, Huntington'ın (1993) ifadesiyle "bölünmüş/kararsız bir ülke" (torn country) olarak, mekânsal, ideolojik ve sosyolojik örüntülerin olağanüstü çeşitliliğiyle Agnew'in çok ölçekli yer modelini test etmek açısından son derece elverişli bir zemin sunmaktadır. Türkiye’de seçmen davranışının mekânsal tutarlılığını ve bölgesel kümelenme biçimlerini anlamlandırmada kullanılan en güçlü sosyolojik anahtar, Şerif Mardin'in (1973) klasikleşen "Merkez-Çevre" (Center-Periphery) kuramıdır. Mardin'in modeline göre Türk siyasal hayatı, Batılılaşmacı, seküler, elitist ve bürokratik değerleri temsil eden "Merkez" ile geleneksel, dindar, taşralı ve muhafazakar dinamikleri barındıran "Çevre" (periferi) arasındaki tarihsel ve kültürel gerilim hattı üzerinden şekillenmiştir.

Bu sosyo-politik bölünme, Türkiye’nin coğrafi yüzeyinde somut mekânsal karşılıklara sahiptir:

Seküler Kıyı Şeridi (Batı ve Güney Sahilleri): Akdeniz, Ege ve Güney Marmara kıyı bölgeleri, sosyo-ekonomik gelişmişlik seviyelerinin yüksekliği, dış dünyaya açık ekonomik konumları (location) ve modern/seküler mahal yapılarıyla modernleşmeci bürokratik merkezin değerlerini içselleştirmiş, özellikle 2000'li yıllardan itibaren seküler duyarlılıkların ve muhalefetin mekânsal kalesi haline gelmiştir.

Muhafazakar İç Hinterland (İç Anadolu ve Karadeniz): Tarımsal mülkiyetin, geleneksel aile yapılarının ve dini/milliyetçi cemaat bağlarının egemen olduğu mahal yapıları (locale), muhafazakar ve milliyetçi sağ siyasetin sarsılmaz sığınağı olmuştur.

Doğu/Güneydoğu Anadolu: Etnik kimliğe dayalı siyasal sosyalleşmenin, aşiret bağlarının ve bölgesel yoksunluk hissinin yönlendirdiği özgül bir coğrafi ekolojiye sahiptir.

Agnew'in yer modeli Şerif Mardin'in kuramıyla birleştirildiğinde, Türkiye'deki seçim bölgelerinin ve özellikle referandum sandıklarının oy verme dinamikleri çok daha berrak bir şekilde çözümlenebilmektedir. Referandumlar, doğası gereği adayların şahsi karizmalarından ve parti logolarından arındırılmış, doğrudan sistemik ve anayasal değerlerin oylandığı süreçler olduğundan, yerel düzeyde "alan hakimiyetini koruma" refleksini tetikler. Gelişmiş, nitelikli insan gücüne sahip batı kıyıları ve metropol ilçeleri, daha özgürlükçü ve adil yönetim talepleriyle anayasa paketlerine muhalif direnç gösterirken (Agnew'in sense of place ve locale boyutları); gelişmemiş ve devlet yardımlarına/dini referanslara bağımlı taşra bölgeleri muhafazakar konsolidasyonla iktidar blokunu desteklemektedir.

Özellikle AK Parti döneminde (2002-2023) seçim haritalarında beliren ve kıyı şeritlerini kırmızıya (CHP), Güneydoğu'yu mora (Kürt siyasi hareketi) ve iç bölgeleri turuncuya (AK Parti) boyayan keskin "mekânsal bağımlılık" (spatial dependence), Türkiye siyasal ekolojisinin geleneksel sosyo-politik fay hatlarının zaman içerisinde mekânsal olarak donduğunun en somut kartografik kanıtıdır. Dolayısıyla, referandum oylamalarında beliren Evet ve Hayır bloklarının mekânsal topoğrafyası, yalnızca seçmenin bireysel demografik niteliklerinin bir aritmetiği değil; o coğrafyadaki tarihsel olarak birikmiş, yerel sosyalleşme ağları ve aidiyetler üzerinden sürekli yeniden üretilen "yerlerin" (places) kolektif tepkisidi

2. Yöntem ve Veri Seti

Seçim coğrafyası çalışmalarında Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) teknolojisinin kullanımı, siyaset sosyolojisi ve siyaset bilimi teorilerinin ampirik ve mekânsal düzeyde test edilmesini sağlayan metodolojik bir devrim yaratmıştır. Klasik seçim araştırmaları çoğunlukla bireysel düzeydeki anket verilerine ya da toplulaştırılmış (aggregate) seçim verilerinin salt istatistiksel analizine dayanırken; CBS tabanlı yöntemler, coğrafi "bağlamı" ve "komşuluk etkisini" analitik birer değişken olarak modele dahil etme yeteneğine sahiptir.

Bu çalışma kapsamında, Türkiye siyasi tarihinin sismografik kırılma noktalarını temsil eden yedi referanduma (1961, 1982, 1987, 1988, 2007, 2010, 2017) ait seçmen tercihleri, mekânsal ve zamansal bir süzgeçten geçirilerek ileri düzey CBS araçlarıyla analiz edilmiştir. Araştırma tasarımı, verilerin toplanmasından ilişkisel veri tabanının kurulmasına, harita katmanlarının çakıştırılmasından jeo-istatistiksel analizlerin gerçekleştirilmesine kadar uzanan çok adımlı bir iş akışını (workflow) kapsamaktadır.

2.1. Veri Tabanının Oluşturulması

Mekânsal analiz sürecinin ilk ve en kritik aşamasını, güvenilir ve sürdürülebilir bir seçim veri tabanının (electoral database) inşa edilmesi oluşturmaktadır. Bu doğrultuda, çalışmaya konu olan yedi referanduma ait 81 il düzeyindeki resmi seçim verileri, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) resmi veri arşivlerinden derlenmiştir.

Oluşturulan ilişkisel veri tabanında, her bir referandum yılı için şu temel öznitelik (attribute) verileri sisteme işlenmiştir:

Kayıtlı seçmen sayısı,

Sandık başına giden seçmen sayısı ve seçime katılım oranı (%),

Geçerli ve geçersiz oy sayıları,

"Evet" (Kabul) ve "Hayır" (Red) oylarının mutlak sayıları ile bölgesel/il düzeyindeki yüzde oranları.

Türkiye'deki seçim sistemi ve anayasal çerçeve, seçim çevrelerinin sınırlarını doğrudan idari sınırlara (il ve ilçe sınırları) bağlamaktadır. Batı demokrasilerinde (örneğin ABD ve Kanada) CBS sıklıkla iktidar partilerinin kendi lehlerine seçim çevrelerini manipüle etmesi anlamına gelen "gerrymandering" (seçim çevrelerinin yeniden çizimi) ve "redistricting" süreçlerini analiz etmek için kullanılırken; Türkiye’de seçim sınırları idari sınırlara tabi olduğundan, CBS kullanımı ağırlıklı olarak seçim sonuçlarının mekânsal dağılımına, bölgesel eğilimlerin tespiti ve siyasal ekolojinin modellenmesine odaklanmaktadır.

YSK kaynaklı ham tablolar, CBS ortamına aktarılmadan önce veri temizleme (data cleaning) ve standardizasyon süreçlerine tabi tutulmuştur. Türkiye'de zaman içinde il sayısının ve sınırlarının değişmesi (örneğin 1989 sonrası Aksaray, Karaman, Şırnak, Ardahan, Iğdır, Yalova, Karabük ve Kilis gibi yeni illerin kurulması) tarihsel karşılaştırmalarda metodolojik bir kısıt yaratmaktadır. Bu sorunu aşmak adına, tarihsel veri tabanı tasarlanırken her dönemin il sınırları ilgili döneme ait CBS altlık haritaları (Shapefile geometry) ile eşleştirilmiştir. Grafik olmayan bu tablolar, CBS yazılımlarında (MapInfo Professional ve ArcGIS Pro) her bir ile atanan benzersiz kimlik kodları (Unique ID / İl Trafik Kodları) ve coğrafi adlar (İl Adı) üzerinden mekânsal nesnelerle topolojik olarak ilişkilendirilmiştir.

2.2. İlişkisel CBS Katmanları ve Sosyo-Ekonomik Entegrasyon

Seçim coğrafyası araştırmalarında karşılaşılan en büyük metodolojik risk, daha önce de tartışılan ve toplulaştırılmış verilerden bireysel çıkarımlar yaparken ortaya çıkan "Ekolojik Yanılgı" (Ecological Fallacy) problemidir. CBS ortamında bu riski en aza indirmek ve oy verme davranışının ardındaki "siyasi ekolojiyi" doğru çözümlemek için çok katmanlı, ilişkisel bir CBS yapısı (relational GIS layers) kurgulanmıştır. Bu kurguda, salt seçim sonuçlarını gösteren haritaların ötesine geçilerek, seçmenin sosyo-ekonomik ve demografik profilini yansıtan ilişkisel nitelik katmanları coğrafi veri tabanına entegre edilmiştir.

Bu doğrultuda oluşturulan ilişkisel CBS katmanları şu şekildedir:

Vektör Sınır Katmanları (Geometry Layers): Türkiye'nin 81 iline ait resmi idari sınırları ve coğrafi koordinatları içeren Shapefile (.shp) katmanları.

Referandum Sonuç Katmanları (Electoral Layers): Her bir referandumun "Evet/Hayır" oy oranlarını ve katılım düzeylerini içeren tematik ve nokta/poligon nitelikli veri katmanları.

Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Katmanları (Socio-Economic Layers): TÜİK ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hazırlanan Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Endeksi (SEGE) verileri; illerin kişi başına düşen milli geliri, okuryazarlık ve eğitim düzeyleri, işsizlik oranları ve sektörel istihdam yapıları.

Demografik ve Beşerî Coğrafya Katmanları (Demographic Layers): Nüfus yoğunluğu (Dot Density), kentsel/kırsal nüfus oranları ve iller arası net göç hareketlerini içeren beşerî coğrafya verileri.

Şekil 1. Oluşturulan ilişkisel CBS katmanları


Bu çok katmanlı yapı sayesinde, çok değişkenli (multivariate) süzme ve sorgulama işlemleri gerçekleştirilmiştir. Örneğin, 2007 referandumundaki "Evet-Hayır" oy dağılımları ile katılım oranları, nokta yoğunluklu (1 nokta = 10.000 kişi) nüfus dağılış haritası ile çakıştırılarak nüfusun yoğunlaştığı metropollerdeki tercih kırılımları doğrudan gözlemlenebilmiştir. Benzer şekilde, aralık tanımlı (Choropleth) katılım katmanları üzerine yerleştirilen derecelendirilmiş pasta grafik (graduated pie chart) ve sütun grafik (bar chart) katmanları sayesinde, seçmenin sandığa gitme motivasyonu ile sistem değişikliğine verdiği onay arasındaki mekânsal korelasyonlar coğrafi olarak görselleştirilmiştir.

Ayrıca, zaman boyutunun CBS veri tabanına bir değişken olarak eklenmesiyle (örneğin 1988 katılım oranları katmanı ile 2007 katılım oranları katmanının sütun grafiklerle çakıştırılması), seçmen davranışındaki zamansal ve mekânsal oynaklık (volatility) istatistiksel ve kartografik olarak modellenebilir hale getirilmiştir. Bu entegre ve ilişkisel yöntem, Türkiye’nin referandum tarihindeki bölgesel fay hatlarının, kimlik siyasetinin ve sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeylerinin mekânda nasıl üst üste bindiğini ve "Merkez-Çevre" bölünmesinin referandum haritalarında nasıl kristalize olduğunu somut verilerle ispatlamaktadır


2.3. Mekânsal İstatistik ve Analiz Araçları

Siyasal davranışın mekânsal dağılımını ve coğrafi ilişkilerini çözümlemek, salt statik harita gösterimlerinin ötesinde, coğrafi veriyi analitik birer süzgeçten geçirmeyi gerektirir. Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ortamı, seçim verilerini ve sosyo-ekonomik değişkenleri birbirleriyle ilişkilendirmek, coğrafi desenlerin sürekliliğini test etmek ve yerel düzeydeki anomalileri saptamak amacıyla son derece güçlü görselleştirme ve analiz araçları sunmaktadır. Bu çalışma kapsamında, Türkiye’deki referandumların mekânsal sismografisini çıkarmak amacıyla dört temel CBS analiz ve istatistik aracı entegre bir şekilde kullanılmıştır:

2.3.1. Aralık Tanımlı (Choropleth) Haritalar ve Sınıflandırma Yöntemleri

Aralık tanımlı haritalar (Choropleth maps), belirli coğrafi birimlere (bu çalışmada il sınırları) ait niceliksel verilerin, önceden belirlenmiş sayısal aralıklar doğrultusunda farklı renk tonları veya taramalarla gösterildiği en temel tematik harita türüdür. CBS ortamında seçim verilerinin Choropleth haritaya dönüştürülmesinde en kritik aşama, sınıf aralıklarının (ranges) belirlenmesidir. CBS yazılımlarında (örneğin MapInfo veya ArcGIS) bu sınıflandırma için şu yöntemler öne çıkmaktadır:

Eşit Sayılı Aralık (Equal Count / Quantile): Her bir sınıf aralığına eşit sayıda coğrafi birimin (il) düşmesini sağlayan yöntemdir. Verilerin genel dağılımındaki uç değerleri (anomalileri) törpüleyerek, mekânsal birimler arasında oransal bir karşılaştırma yapmayı kolaylaştırır.

Doğal Kırılma (Natural Breaks / Jenks): Veri setindeki doğal gruplanmaları, benzer değerler arasındaki farkları en aza indirgeyip farklı gruplar arasındaki farkları en üst düzeye çıkaracak şekilde istatistiksel kırılma noktalarından ayıran yöntemdir. Seçmen davranışındaki gerçek kümelenmeleri ve sosyolojik kırılımları en nesnel biçimde haritaya yansıtması açısından seçim coğrafyasında sıkça tercih edilir.

Özel Aralıklar (Custom Ranges): Araştırmacının ampirik gözlemlerine veya ülke ortalamasına bağlı olarak sınıf sınırlarını manuel olarak belirlediği yöntemdir. Örneğin, Türkiye genelindeki referandum "Evet" ortalamasının (örneğin %68,95 veya %51,41) altı ve üstü şeklinde iki ana eşik veya buna bağlı spesifik dilimler manuel olarak kurgulanarak, bölgelerin ulusal trendle olan uyumu veya direnci doğrudan görselleştirilebilir.

2.3.2. Grid Yoğunluk Modellemesi ve Sıcak Nokta (Hotspot) Analizi

Klasik Choropleth haritalarda idari sınırlar (il sınırları) keskin hatlarla ayrılır ve haritadaki renk geçişleri sınırlarda aniden değişir. Ancak gerçek toplumsal hayatta seçmen davranışının etki alanları ve siyasal alt kültürler keskin çizgilerle bölünmez; coğrafyada daha yumuşak ve akışkan geçişler gösterir. Bu akışkanlığı ve mekânsal bağımlılığı yakalamak amacıyla "Grid Haritalama Tekniği" kullanılmıştır.

Grid tekniği, coğrafi yüzeyi küçük hücrelere bölerek verinin alansal yoğunluğunu hesaplar ve enterpolasyon yöntemleriyle kesintisiz bir yoğunluk yüzeyi üretir. Bu yöntemle, herhangi bir siyasal eğilime ait "Sıcak Noktalar" (Hotspots) ve "Soğuk Noktalar" (Coldspots) istatistiksel ve alansal olarak saptanır.

Sıcak Noktalar (Hotspots): Yüksek oy oranlarının kendi aralarında mekânsal olarak yoğun bir şekilde kümelendiği (örneğin İç Anadolu ve Karadeniz'deki muhafazakar Evet havzaları) alanları temsil eder.

Soğuk Noktalar (Coldspots): Düşük oy oranlarının veya muhalif oyların mekânsal olarak kümelendiği (örneğin Ege ve Marmara kıyılarındaki seküler Hayır havzaları) alanları ifade eder.

Grid haritaları, genel coğrafi eğilimin dışına çıkan, çevrelerindeki komşularıyla keskin tezatlar oluşturan yerel anomalileri birer "coğrafi adacık" (island anomalies) şeklinde tespit etmede rakipsizdir. Örneğin, 2007 referandumu Evet yoğunluğu grid haritasında, ülkenin doğusundaki yüksek Evet deryasının tam ortasında Tunceli soğuk bir adacık (kara delik) olarak belirirken, batıdaki soğuk hayır kuşağının içinde Kütahya ve Sakarya gibi iller sıcak birer adacık şeklinde kristalize olmaktadır.

2.3.3. 3 Boyutlu Yüzey Ağları (3D Surface Modeling)

Mekânsal analizlerin görsel gücünü ve algılanabilirliğini artırmak amacıyla, grid analiziyle elde edilen yoğunluk verilerinin üzerine 3 Boyutlu Yüzey Ağları (3D Surface) giydirilmiştir. Bu teknikte, referanduma sunulan anayasa paketine verilen destek oranları, harita üzerinde coğrafi birer "yükselti" (topoğrafik dağlar/platolar); muhalif oylar ise coğrafi birer "derin çukur/kara delik" olarak üç boyutlu bir siyasal topoğrafya şeklinde modellenir.

Bu modelleme sayesinde, Türkiye siyasi ekolojisinin bölgesel platformları somut birer coğrafi yüzey gibi izlenebilir. Örneğin, Evet oylarının kalesi olan İç Anadolu (Konya, Kayseri, Yozgat) ile Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu yüksek ve sarsılmaz birer "siyasi plato/yükselti" olarak yükselirken; Ege kıyıları, Trakya ve Tunceli bölgesi derin vadiler ve sismik çukurlar şeklinde kendini göstermektedir. Bu yöntem, seçmen davranışındaki coğrafi direnç ve onay seviyelerini sadece rakamsal değil, hacimsel olarak da hissettiren çok güçlü bir analitik araçtır.

2.3.4. Mekânsal Kesit Profilleri (Doğu-Batı Profili)

Grid analizleri ve benzer alanların birleştirilmesiyle elde edilen alansal grid haritaları üzerinden, belirli coğrafi doğrultularda sismik profiller çıkarmak mümkündür. Bu çalışma kapsamında, Türkiye’nin en batı ucundan (İzmir) başlayıp en doğu ucuna (Van) kadar uzanan hayali bir hat (kesit hattı) çekilerek "Referandum Doğu-Batı Profili" grafiğe dökülmüştür.

Bu kesit profili analiz edildiğinde, Türkiye seçmen coğrafyasının genel bir sismik eğrisi elde edilir. Batıdan doğuya doğru ilerledikçe Evet oylarının genel eğiliminde düzenli ve kademeli bir yükselme (evet lehine plato tırmanışı) gözlenirken; bu genel eğrinin üzerine binen Ankara ve Tunceli gibi sismik kırılma noktalarında grafik dikey olarak aşağıya doğru ani ve derin çöküşler (keskin vadiler) kaydetmektedir. Bu kesit profilleri, ulusal düzeydeki makro eğilimlerin yerel düzeyde hangi coğrafi engellere çarparak yön değiştirdiğini veya kırıldığını gösteren, zaman ve mekân boyutunu harika şekilde birleştiren benzersiz grafiksel çıktılardır.

2.3.5. Çok Değişkenli Gösterimler: Derecelendirilmiş Pasta ve Sütun Grafikler

CBS’nin en büyük avantajlarından biri de, birden fazla farklı değişkeni tek bir harita ekranında çakıştırarak (layer overlay) çok boyutlu analizler yapabilmesidir. Referandum analizlerinde tek başına "Evet" oranını boyamak yanıltıcı olabilir; çünkü %90 Evet çıkan küçük bir Anadolu şehri ile %51 Hayır çıkan megakent İstanbul’un siyasi ağırlığı aynı değildir.

Bu sorunu aşmak için haritalarda Derecelendirilmiş (Graduated) Pasta Grafik ve Sütun Grafik teknikleri kullanılmıştır:

Derecelendirilmiş Daireler (Pasta Grafikler): İllerin üzerindeki dairelerin toplam büyüklüğü o ilin toplam seçmen sayısını veya geçerli oy miktarını temsil ederken (böylece İstanbul, Ankara ve İzmir devasa dairelerle belirir); dairenin içindeki dilimler ise "Evet" (Kırmızı) ve "Hayır" (Yeşil) oylarının yüzdesel oranını gösterir. Bu sayede tek bir haritaya bakıldığında hem o ilin ülkenin siyasal geleceğindeki demografik ağırlığı (daire büyüklüğü) hem de siyasal tercihi (dilim oranı) aynı anda analiz edilebilir.

Çok Değişkenli Çakıştırmalar (Overlay): Seçime katılma oranlarını gösteren aralık tanımlı (Choropleth) altlık haritanın üzerine, Evet-Hayır oy miktarlarını gösteren sütun grafikler ve TÜİK'ten alınan 1 nokta = 10.000 kişi ölçeğindeki nüfus yoğunluğu nokta dağılış katmanları üst üste bindirilmiştir. Bu üçlü entegrasyon sayesinde; seçmenin sandığa gitme motivasyonu (katılım oranı), demografik yığılması (nüfus yoğunluğu) ve anayasal pakete verdiği onay (Evet-Hayır) arasındaki doğrudan ve dolaylı mekânsal korelasyonlar net bir biçimde okunabilmektedir.

3. Türkiye’de Referandumların Mekânsal Evrimi: Harita Bulguları ve Yorumlar

3.1. Askeri Müdahale Sonrası "Tasdiki Plebisit" Dönemi (1961 ve 1982)

Türkiye’nin referandum tarihinin ilk iki halkoylaması olan 1961 ve 1982 Anayasa referandumları, sivil siyasete askeri müdahalelerin yapıldığı olağanüstü dönemlerin ardından gerçekleştirilmiştir. Anayasa hukuku ve siyaset bilimi literatüründe bu iki oylama, demokratik standartlarda gerçekleşen klasik referandumlardan ziyade birer "tasdiki plebisit" (confirmatory plebiscite) olarak kabul edilmektedir. Plebisit kavramı; halkın hür iradesiyle enine boyuna tartışarak karar verdiği anayasal oylamaları değil; askeri cunta yönetimlerinin kendi siyasi meşruiyetlerini halka onaylatmak amacıyla tek taraflı propaganda, baskı ve kısıtlamalar altında dayattığı "zorunlu tasdik" süreçlerini ifade eder. 1961 ve 1982 oylamalarında seçmenler, anayasa metinlerinin içeriğinden ziyade askeri vesayet rejiminin devamı ile sivil siyasete geçiş arasında sismik bir sıkışmışlık içinde oy kullanmışlardır.

3.1.1. 1961 Anayasa Referandumu: Baskıcı Ortamda Sessiz Direniş ve DP'li Seçmenin Bölgesel Sadakati

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk halkoylaması, 27 Mayıs 1960 askeri darbesiyle Demokrat Parti (DP) iktidarının devrilmesinin ardından hazırlanan yeni anayasanın kabulü için 9 Temmuz 1961 tarihinde yapılmıştır. Kurucu Meclis (Temsilciler Meclisi) tarafından hazırlanan anayasa taslağı, anayasanın üstünlüğü, iki meclisli parlamento ve Anayasa Mahkemesi gibi önemli demokratik kurumlar getirmesine rağmen, anayasayı hazırlayan kurucu kadroların CHP ağırlıklı olması ve DP tabanının bu süreçten tamamen dışlanması yeni metnin toplumsal uzlaşı niteliğini zayıflatmıştır.

Referandum sürecindeki propaganda faaliyetleri son derece asimetrik bir yapıda yürütülmüştür. Milli Birlik Komitesi (MBK) üyeleri ve İsmet İnönü liderliğindeki CHP, anayasa lehine çok yoğun bir "Evet" kampanyası düzenlemiştir. Ulusal basın organları da "Evet" oyu vermeyi vatanseverlikle eşdeğer tutmuş; dönemin tirajlı gazetelerinden Cumhuriyet yazarı Burhan Felek, anayasayı bir "nimet" olarak tanımlayarak bu nimete "Hayır" demenin ancak "ya deli ya da zorba olmakla" açıklanabileceğini ileri sürmüştür. "Hayır" yönünde açık propaganda yapılması askeri yönetim tarafından yasaklanmış ve aleyhte broşür dağıtan ya da propaganda yapanlar cezalandırılmıştır. Kapatılan DP'nin siyasal mirasçısı olarak kurulan Adalet Partisi (AP) ve Yeni Türkiye Partisi (YTP) gibi oluşumlar, askeri rejimin baskısı nedeniyle resmi olarak "Evet" demek durumunda kalmışlardır. Ancak AP tabanı yerelde üstü kapalı bir biçimde "Hayırda hayır vardır" sloganıyla sessiz bir muhalefet yürütmüştür. Yerel planda parti militanları, "Evet" oyu vermenin Yassıada'da yargılanan DP liderlerinin idamlarının onaylanması veya CHP'nin iktidara gelmesi anlamına geleceği yönünde duygusal propagandalar yapmıştır.

12.735.009 kayıtlı seçmenin oy kullandığı referanduma katılım oranı %81 gibi oldukça yüksek bir seviyede gerçekleşmiştir. Sandıktan %61,7 Evet (6.348.191 oy) ve %38,3 Hayır (3.934.370 oy) çıkmıştır. Her ne kadar anayasa yürürlüğe girmiş olsa da, tek taraflı yürütülen devlet propagandasına ve baskı ortamına rağmen %38,3 gibi yüksek bir "Hayır" oranının çıkması askeri cuntada şaşkınlık ve panik yaratmıştır.

1961 Referandumunun CBS Haritaları ile Analizi ve Yorumu: CBS ortamında üretilen tematik haritalar, 1961 referandumundaki seçmen davranışının arkasındaki siyasi ekolojiyi çok net bir şekilde deşifre etmektedir (Şekil 2).


Şekil 2. 1961 Referandumu Katılım Oranı


Katılım oranlarını gösteren aralık tanımlı haritada, katılımın özellikle kırsal nüfusun yoğun olduğu Doğu/Güneydoğu Anadolu, Trakya (Edirne) ve Orta Karadeniz (Amasya, Tokat) dolaylarında %86,9 ila %90 ile en yüksek seviyeye ulaştığı; buna karşılık Akdeniz ve Batı Karadeniz kıyılarında doğuda ise Tunceli ve Elazığ’da katılımın görece düşük kaldığı gözlenmektedir (Şekil 3). 

Yeni Anayasa'ya verilen desteğin en düşük olduğu alanlar Ege ve Güneybatı Anadolu kıyıları, Zonguldak, Bolu, Samsun ve Kahramanmaraş çevresidir (Şekil 3).


Şekil 3. 1961 Referandumu Evet Oranı

İl düzeyindeki Evet-Hayır pasta grafiği çakıştırma haritasında, Türkiye genelinde anayasayı kesin olarak reddeden 11 il ortaya çıkmaktadır: Aydın (%56,0 Hayır), Bolu (%55,1 Hayır), Bursa (%52,9 Hayır), Çorum (%52,2 Hayır), Denizli (%51,3 Hayır), İzmir (%50,2 Hayır), Kütahya (%58,2 Hayır), Manisa (%56,1 Hayır), Sakarya (%52,8 Hayır), Samsun (%57,0 Hayır) ve Zonguldak (%53,1 Hayır). Bu illerin tamamı Türkiye'nin batısında, tarımsal zenginliğe, limanlara ve gelişmiş kent merkezlerine sahip bölgelerdir. CBS tabanlı karşılaştırma analizinde, 1961'de "Hayır" diyen bu 11 ilin, 1957 genel seçimlerinde kapatılan Demokrat Parti'nin (DP) en yüksek oy oranlarına ulaştığı kaleleri olduğu saptanmıştır. Örneğin, 1957'de Bolu'da DP %54 oy almışken, 1961'de Bolu seçmeni %55,1 oranında "Hayır" demiştir; Denizli'de ise her iki oran da %51,1 ile birebir örtüşmektedir. Bu durum, seçmenin anayasa metninin teknik içeriğine bakmaksızın, hür iradesiyle askeri vesayete karşı "partizan bir sadakat" ve sessiz bir direnç gösterdiğini kanıtlamaktadır (Şekil 4).

Şekil 4. 1961 Referandumu Evet-Hayır Oranları (Pastalar Eşit Olup %100 ü İfade Eder)


Evet oylarının mekânsal bağımlılık analizinde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun doğusu, Orta Karadeniz ve Doğu Marmara istatistiksel açıdan anlamlı yüksek "Evet" kümelenmelerine (sıcak noktalara) sahne olmuştur. Buna karşılık Batı Anadolu ve Ege kıyıları en soğuk kutup kuşağını oluşturmuştur. Doğu Anadolu'nun kırsal ve yoksul illeri (Malatya, Tunceli, Kars, Erzincan, Sivas, Urfa, Van) geleneksel CHP ve CKMP sadakatiyle "Evet" blokunu desteklerken; aynı bölgede olup 1957'de DP'ye oy veren iller de eski sadakatlerini bir kenara bırakarak askeri yönetimin getirdiği yeni statükoya uyum sağlayarak "Evet" oyu kullanmışlardır.

Evet oylarının oranı açısından Türkiye ‘nin en doğusuyla en batısı arasında çok ciddi bir farklılık sözkonusudur. Evet sıcak adacıkları Kırşehir batısına, soğuk adacıklar (hayır) Kahramanmaraş doğusuna geçmemektedir (Şekil 5).


Şekil 5. 1961 Referandumu Evet  Oranı Hotspot Kümelenme Haritası

3.1.2. 1982 Anayasa Referandumu: "Mecburi Evet" ve Kaos Kıskacında Coğrafi Konsolidasyon

Türkiye, 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin ardından hazırlanan yeni anayasanın onaylanması amacıyla 7 Kasım 1982 tarihinde ikinci kez anayasa referandumu için sandık başına gitmiştir. 1982 oylaması, katı askeri kontrol yapısı ve antidemokratik uygulama biçimleriyle referandum tarihinin en tartışmalı sürecidir.

1982 halkoylamasını tam bir "tasdiki plebisit" haline getiren ve "Mecburi Evet" iklimini oluşturan antidemokratik mekanizmalar şu şekildedir:

Birleştirilmiş Oylama Eşiği: Anayasa metninin kabulü, askeri cunta lideri Kenan Evren’in doğrudan Cumhurbaşkanı seçilmesi şartına bağlanmıştır. Böylece seçmen anayasaya "Evet" dediğinde Kenan Evren'i de cumhurbaşkanı olarak onaylamış oluyordu.

Katılım Zorunluluğu ve Cezalar: Çıkarılan bir kanunla, referandumda oy kullanmayan seçmenlerin 5 yıl boyunca seçme ve seçilme haklarından yoksun bırakılması kararlaştırılmıştır. Bu durum katılımı zorla yükseltmiştir.

Tek Taraflı Devlet Propagandası ve Sansür: Anayasa lehine bizzat Kenan Evren ve devlet aygıtı tarafından yoğun radyo-televizyon propagandası yapılırken, anayasa aleyhine en ufak bir eleştiri yazısı yazılması, beyanat verilmesi veya kampanya yürütülmesi sıkıyönetim kararnameleriyle tamamen yasaklanmıştır.

Şeffaf Zarf ve Renkli Pusula Baskısı: Oylamada "Evet" için Beyaz, "Hayır" için ise Mavi renkli oy pusulaları kullanılmıştır. Ancak oyların konulduğu zarfların şeffaf ve ince olması sebebiyle, dışarıdan beyaz mı yoksa mavi mi oy kullanıldığı sandık kurulları ve güvenlik güçleri tarafından net bir şekilde görülebiliyordu. Bu durum özellikle kamu çalışanları ve taşradaki seçmenler üzerinde müthiş bir korku ve "fişlenme" endişesi yaratmıştır.

Güvenlik ve Kaos İkilemi: 1980 öncesi yaşanan yoğun şiddet, anarşi ve istikrarsızlık ortamından bunalan halk, anayasayı reddetmenin ülkeyi yeniden ucu bucağı belirsiz bir kaos ortamına sürükleyeceği uyarısıyla (Kenan Evren'in mitinglerindeki doğrudan tehditleri doğrultusunda) anayasayı onaylamak zorunda kalmıştır.

Kayıtlı 20.690.914 seçmenden 18.885.488'inin sandığa gittiği referandumda katılım oranı %91,3 gibi olağanüstü bir düzeye ulaşmıştır. Sandıktan %91,37 (17.215.559 oy) Evet çıkarken, %8,63 (1.626.431 oy) Hayır çıkmıştır. Bu sonuçla 1982 Anayasası kabul edilmiştir.

1982 Referandumunun CBS Haritaları ile Analizi ve Yorumu: Aşağıdaki harita katmanları ve görsel analiz araçları, yukarıda sunulan siyasi ekoloji bulgularını metodolojik olarak doğrulamak üzere CBS ortamında ve ilişkili veri tabanından üretilmiştir.

Baskı ve mecburi onay iklimine rağmen, 1982 referandumu haritalarında dikkate değer coğrafi örüntüler belirmektedir:

1982 referandum katılım haritasının CBS ortamındaki en belirgin özelliği, dikey katılım dairesi/kuşağı üretmesidir. Katılım oranları batı illerinde %93,8 ila %97,6 ile en üst seviyedeyken, batıdan doğuya doğru dikey kuşaklar halinde düzenli bir azalma göstererek Doğu Anadolu sınırında %84,5'e kadar gerilemektedir (Şekil 6).

Şekil 6. 1982 Referandumu Katılım Oranı


1982 Anayasası için 17 Kasım 1982'de yapılan referanduma, kayıtlı 20 milyon 722 bin 602 seçmenin yüzde 90,32'si katıldı. Seçimde 16 milyon 945 bin 545 seçmen anayasayı kabul ederken 1 milyon 594 bin 761 seçmen de "ret" oyu kullandı. 

1982 halkoylaması 1961 halkoylamasına benzer özellikler taşır ve her iki halkoylaması da sıkıyönetim sonrası hazırlanan anayasa kabulüne yöneliktir.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi Yukarı Fırat Bölümü, Muş, Ağrı, Artvin hariç Doğu Karadeniz Bölümü, Orta Karadeniz bölümünde Sinop, iç Anadolu da Kırşehir ve İstanbul katılımın en düşük olduğu yerlerdir. En yüksek katılım Ege Bölgesi, Trakya, daha doğuda da ise Amasya da gerçekleşmiştir. Buna karşılık kabul oyları Orta Karadeniz, Güneydoğu anadolunun batısı, Kuzeydoğu Anadolu, Antalya ve Bilecikte yüksektir (Şekil 7).

Red oyları Güneydoğu Anadolu bölgesinin Dicle bölümünde, Doğu Anadolu bölgesinin yukarı Fırat bölümünde ve Hakkari de İç Anadolu da Ankara ve Konyada ve Bilecikte yüksektir. Ancak tüm ülkede en düşük evet oyları % 76.5 in altına düşmemektedir. Bu özelliğiyle evet oranı yüksek bir halkoylamasıdır.





Şekil 7. 1982 Referandumu Evet Oranı



Şekil 8. 1982 Referandumu Evet-Hayır Oranları Pasta Grafik Haritası (Pastalar Eşit Olup %100 Ü İfade Eder)



Katılım oranı açısından 1982 anayasası halkoylamasının en önemli özelliği dikey katılım oranının batıdan doğuya doğru azalma gösterdiği dikey kuşakların oluşmasıdır (Şekil 9).


Şekil 9. 1982 Referandumu Katılım Oranı Hotspot Kümelenme Haritası


Ülke genelinde %90'ın üzerinde ezici bir "Evet" hegemonyası hâkimdir. Ancak Evet-Hayır pasta grafikli dağılım haritasında, %8,63'lük "Hayır" oylarının özellikle seküler yaşam tarzına ve güçlü bir "yer hissi"ne sahip olan İzmir, Muğla ve İstanbul gibi metropol ve kıyı bölgelerinde, baskıya rağmen sembolik bir direnç noktası (yeşil dilimler) oluşturduğu gözlenmektedir.

Hayır oylarının istatistiksel yığılma analizinde, Güneydoğu Anadolu (Hakkari, Şırnak ve Mardin'den Erzincan'a doğru uzanan hat) en güçlü hayır soğuk bölgesi (hotspot) olarak kristalize olmuştur (Şekil 10). Benzer bir soğuk bölge kuşağı Adana-İçel hattından Ankara'ya doğru yükselmektedir. Doğu ve Güneydoğu'daki bazı sınır ilçeleri ve illeri, komşu havzalarla tezat oluşturacak şekilde kendi yerel iç dinamikleriyle bu büyük konsolidasyona tam destek vermiştir.


Şekil 10. 1982 Referandumu Evet Oranı Hotspot Kümelenme Haritası


3.2. Sivil Siyasete Dönüş ve Güven Oylaması Dinamikleri (1987 ve 1988)

1980’li yılların ikinci yarısı, Türkiye’de askeri rejimin vesayetinin geriletilmeye çalışıldığı, sivil siyasetin aktörlerinin yeniden alan kazanma mücadelesi verdiği son derece dinamik bir döneme sahne olmuştur. Bu dönemin siyasi iklimini ve seçmen coğrafyasını şekillendiren en önemli sismik kırılmalar, 6 Eylül 1987 ve 25 Eylül 1988 tarihlerinde yapılan iki anayasa referandumudur. Anayasa hukukçuları tarafından askeri dönem oylamalarından keskin bir şekilde ayrılan bu iki halkoylaması, literatürde "anti-hegemonyacı" karakterleriyle öne çıkmaktadır. Bu referandumlarda, sivil iktidarın (Anavatan Partisi - ANAP) tek taraflı dayatmaları ve seçim taktikleri halk sandığı tarafından doğrudan dengelenmiş, hatta cezalandırılmıştır. Bu yönüyle 1987 ve 1988 referandumları, referandum sandığının iktidarlar için bir "güvenoyu" aracı olmaktan çıkarak, halkın iktidara karşı kullandığı güçlü bir demokratik denetim mekanizmasına dönüştüğünü kanıtlamaktadır.



3.2.1. 1987 Siyasi Yasakların Kaldırılması Referandumu: Demokrasiye Geçiş ve Kıl Payı Uzlaşı

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin üçüncü halkoylaması, 12 Eylül askeri rejiminin 1982 Anayasası’nın Geçici 4. maddesiyle eski siyasi liderlere (Bülent Ecevit, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş) getirdiği 5 ve 10 yıllık siyasi yasakların kaldırılıp kaldırılmaması konusunda 6 Eylül 1987 tarihinde yapılmıştır. Dönemin iktidar partisi olan ANAP ve Başbakan Turgut Özal, eski liderlerin siyasete dönmesinin ülkeyi 12 Eylül öncesinin istikrarsız koalisyon ve çatışma ortamına (kaos iklimi) geri götüreceğini savunarak çok sert bir "Hayır" kampanyası yürütmüştür. Buna karşılık, yasaklı liderlerin partileri (DYP, DSP, MÇP, RP) ve ana muhalefetteki SHP ise demokrasiye tam dönüş ve hak ihlallerinin giderilmesi talebiyle "Evet" cephesini oluşturmuşlardır.

1987 referandumu, propaganda teknikleri ve kitle iletişim araçlarının kullanımı açısından Türkiye siyasetinde bir dönüm noktasıdır. ANAP, profesyonel reklam kampanyaları yürütmüş ve basında geniş yer bulan, Özal'ın danışmanı Güneş Taner’in giydiği "No, no, no well may be (Hayır, hayır, hayır daha iyi olabilir)" yazılı turuncu tişörtler referandumun sembolü haline gelmiştir. Oy pusulalarında "Evet" rengi mavi, "Hayır" rengi ise turuncu olarak belirlenmiştir. DYP "Süvari", SHP "Güneş", ANAP ise "Petek" adındaki seçim otobüsleriyle meydanları hareketlendirirken; DSP lideri Bülent Ecevit kamyon kasalarından halka hitap etmiştir. DYP, eski Başbakan Adnan Menderes’in oğlu Aydın Menderes’i propaganda sürecinde sahaya sürerek "Evet" cephesinde güçlü bir duygusal dalga yaratmıştır.

Kayıtlı 26.095.630 seçmenden 24.436.821'inin oy kullandığı referanduma katılım oranı %93,6 gibi rekor bir düzeyde gerçekleşmiştir. Sandıktan %50,16 "Evet" (11.711.461 oy) ve %49,84 "Hayır" (11.636.395 oy) çıkmıştır. Yasaklar, sadece 75.066 oy gibi kıl payı bir farkla (%0,32) kaldırılmıştır. Bu bıçak sırtı sonuç, halkın askeri vesayeti sonlandırma kararlılığını gösterirken, Özal’ın "kaos" korkutmalarının da seçmenin yarısında karşılık bulduğunu göstermektedir.

1987 Referandumunun CBS Haritaları ile Analizi ve Yorumu: 

Katılım oranlarını gösteren Choropleth ve Hotspot haritalarında, seçimin kaderini belirleme motivasyonunun tüm ülkede zirve yaptığı (%93,6) görülmektedir (Şekil 11, 12). En yüksek katılımın (%96,1 ila %98,1) Batı Anadolu, Ege, Trakya ve İç Anadolu’nun batısında kümelenerek sarsılmaz bir sıcak nokta (hotspot) oluşturduğu saptanmıştır. Doğu ve Güneydoğu sınır bölgeleri ise %88,1 katılım düzeyiyle katılımın görece en düşük (soğuk) olduğu alanı temsil etmiştir.

Şekil 11. 1987 Referandumu Katılım Oranı Haritası

Şekil 12. 1987 Referandumu Katılım Oranı Hotspot Haritası

Evet (Kabul) oylarının mekânsal dağılımına bakıldığında, coğrafyanın yasaklı liderlerin geleneksel oy havzalarıyla birebir örtüştüğü saptanmıştır (Şekil 13-14). Hotspot analizine göre, en yüksek Evet desteği Ege ve Trakya kıyıları (İzmir, Aydın, Muğla - seküler muhalefet), Doğu Karadeniz (Zonguldak - maden işçileri ve Ecevit tabanı) ve Kürt seçmenin yoğun olduğu Doğu/Güneydoğu Anadolu (Diyarbakır, Tunceli) bölgelerinde kümelenmiştir. Süleyman Demirel’in memleketi Isparta ve Bülent Ecevit’in kalesi Zonguldak, beklendiği üzere en güçlü Evet veren iller arasındadır.

Şekil 13. 1987 Referandumu Evet Oranı Haritası


ANAP Kalelerinin "Hayır" Direnci: Buna tezat olarak, Turgut Özal’ın iktidar gücünü ve muhafazakar/liberal konsolidasyonu arkasına alan İç Anadolu platosu (Konya, Kayseri, Yozgat) ile Karadeniz'in iç kesimleri, yasakların devam etmesi yönünde yoğun bir "Hayır" oyu kullanarak haritada soğuk noktalar (Coldspots) olarak belirmiştir. Bu coğrafi bölünme, sivil siyasete dönüş aşamasında dahi "gelişmiş/dışa açık kıyılar ile iç kesimler" arasındaki sosyo-politik yarılmanın mekânsal sürekliliğini kanıtlamaktadır.



Şekil 14. 1987 Referandumu Evet Oranı Hotspot Haritası

3.2.2. 1988 Yerel Seçimlerin Erkene Alınması Referandumu: İktidara Yönelik İlk Coğrafi Muhtıra

Türkiye siyasi hayatının dördüncü halkoylaması, yerel seçimlerin bir yıl erkene (Mart 1989'dan 13 Kasım 1988'e) alınmasını öngören Anayasa’nın 127. maddesindeki değişiklik için 25 Eylül 1988 tarihinde gerçekleştirilmiştir. 1987 genel seçimlerinde seçim barajı oyunlarıyla %36 oy almasına rağmen Meclis'te %65 çoğunluk elde eden ANAP, sürekli yükselen enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle hızla kan kaybetmekteydi. Başbakan Özal, bu yıpranma daha da derinleşmeden ve yerel seçimlerde yaşanacak olası bir bozgun 1989'daki Cumhurbaşkanlığı (Çankaya) planlarını zora sokmadan önce yerel yönetim sandığını öne almayı amaçlamıştır.

Muhalefet partileri (SHP ve DYP), yerel seçimlerin öne alınması talebini iktidarın antidemokratik bir can simidi olarak değerlendirerek sert bir direnç göstermişlerdir. Seçim kampanyası anayasa maddesinin teknik içeriğinden tamamen uzaklaşarak, ANAP iktidarına yönelik devasa bir "güven oylamasına" dönüşmüştür. Muhalefet "Hayır deyin Özal gitsin" ve "Küçülen ve Gerilen Türkiye'ye Hayır" temalı çok etkili kampanyalar yürütmüştür. Kamuoyundaki tepkiyi gören Özal, propagandasını kişiselleştirerek "Eğer Hayır çıkarsa siyaseti bırakırım" restini çekmiş ve kendisini doğrudan sandığın kefaletine koymuştur.

Referanduma katılım oranı %88,8 seviyesinde gerçekleşmiştir. Sandıktan %65 "Hayır" (14.921.945 oy) ve %35 "Evet" (8.034.933 oy) çıkmıştır. Bu sonuçla yerel seçimlerin erkene alınması reddedilmiştir. 1988 referandumu, Türkiye referandum tarihinde seçmenin "HAYIR" diyerek iktidarın teklifini reddettiği ilk ve tek oylama olarak tarihe geçmiştir. Seçmen, Özal’ın şantaj niteliğindeki "bırakırım" restine boyun eğmemiş ve iktidara çok net bir mekânsal muhtıra vermiştir.

1988 Referandumunun CBS Haritaları ile Analizi ve Yorumu: Katılım Oranı Analizi (Şekil 26 ve Şekil 29): Önceki yıllara göre katılımın %88,8’e gerilemesi, seçmenin bu taktiksel ve gereksiz referanduma duyduğu bıkkınlığı ve ilgisizliği yansıtmaktadır. CBS katılım haritasında (Şekil 26), katılımın yine en yüksek olduğu alanların Batı Anadolu ve Ege kıyıları olduğu; Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ise katılımın yer yer %82,3'lere kadar düşerek soğuk noktalar ürettiği gözlenmektedir (Şekil 15).

Şekil 15. 1988 Referandumu Katılım Oranı Haritası

Büyükşehirler (İstanbul, Ankara, İzmir) başta olmak üzere, sanayileşmiş ve enflasyondan en çok etkilenen tüm gelişmiş batı illeri Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki birçok il anayasa değişikliğine çok güçlü bir biçimde "Hayır" demiştir (Şekil 16).


Şekil 16. 1988 Referandumu Evet Oranı Haritası

Hayır oylarının yüksekliğini temsil eden soğuk adalar güneyden kuzeye doğru bir kuşak halinde orta Anadolu, Doğu Anadolu’nun ortası ve doğusunda ortaya çıkmaktadır (Şekil 17).

Şekil 17. 1988 Referandumu Evet Oranı Hotspot Haritası


Evet oylarının (%35) istatistiksel kümelenme analizinde, ANAP iktidarının devlet yatırımlarını (örneğin GAP) yoğunlaştırdığı ve geleneksel dinsel/aşiretsel mahal yapılarının güçlü olduğu Doğu/Güneydoğu Anadolu (Şanlıurfa, Adıyaman, Ağrı) ile Karadeniz kıyı şeridinin Evet oylarının yegane sığınağı (sıcak noktası) haline geldiği saptanmıştır. Gelişmiş batı kıyıları ise "Evet" oyları açısından en derin ve sismik soğuk kuşağı oluşturmuştur. Bu kartografik görünüm, ekonomik yıpranmanın seçmen nezdinde yarattığı rasyonel tepkinin, coğrafi düzeyde iktidar partisine yönelik nasıl bir "mekânsal cezalandırmaya" dönüştüğünün en somut delilidir.

3.3. Sistem Değişikliği ve Mekânsal Kutuplaşmanın Kemikleşmesi (2007, 2010 ve 2017)

Türkiye’de 2000’li yıllar, Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) iktidarıyla başlayan tek parti yönetimi altında, devletin kurumsal yapısının, anayasal mimarisinin ve yönetim sisteminin kökten dönüştürüldüğü bir dönemi temsil etmektedir. Bu yapısal dönüşümün en önemli göstergeleri, sırasıyla 21 Ekim 2007, 12 Eylül 2010 ve 16 Nisan 2017 tarihlerinde gerçekleştirilen üç büyük anayasa değişikliği referandumudur.

Siyaset bilimi ve seçim coğrafyası açısından bu üç referandum, birbirini tamamlayan kronolojik bir zincirin halkalarıdır. 2007 yılında cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesiyle başlayan süreç, yürütmede iki başlılık krizini tetiklemiş; bu durum 2010 yılında yargı erkinin yeniden yapılandırılması referandumuyla kurumsal bir tahkimat kazanmış ve nihayetinde 2017 referandumuyla 94 yıllık parlamenter modelin tasfiye edilerek "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" adı verilen güçlü bir yürütme modeline geçilmesiyle sonuçlanmıştır.

CBS (Coğrafi Bilgi Sistemleri) tabanlı mekânsal analizler, bu 10 yıllık süreçte Türkiye seçmen coğrafyasının sadece anayasal maddeleri değil, aslında kimlik siyasetini, yaşam tarzlarını ve sosyo-politik kutuplaşmayı haritalara sarsılmaz fay hatları halinde nasıl kazıdığını ortaya koymaktadır.

3.3.1. 2007 Cumhurbaşkanlığı Seçim Krizi ve Referandumu: Düşük Katılım ve Siyasi Kırılımların İlk Mekânsal Haritaları

2007 referandumu, Türkiye’nin en derin anayasal krizlerinden biri olan "367 Krizi" ve askeri e-muhtıra sürecinin doğrudan bir çıktısıdır. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in görev süresinin dolmasının ardından AK Parti'nin Abdullah Gül'ü aday göstermesi, muhalefet partisi CHP'nin Meclis'te oylamaya katılabilmek için 367 olan nitelikli çoğunluğun (toplantı yeter sayısı) bulunması gerektiği yönündeki tezi ve Anayasa Mahkemesi'nin bu tezi onaylayan kararı sistemi kilitlemiştir. Bu siyasi tıkanıklığı aşmak ve vesayetçi engelleri kırmak amacıyla AK Parti, cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesini, genel seçimlerin 5 yıldan 4 yıla indirilmesini ve TBMM’deki tüm oylamalarda toplantı yeter sayısının 184 olarak belirlenmesini içeren bir anayasa değişikliği paketini kabul etmiş ve halkoyuna sunmuştur.

21 Ekim 2007 tarihinde yapılan halkoylaması, Türkiye referandum tarihinin en düşük katılımlı oylaması olarak tarihe geçmiştir. Katılım oranı %67,51 seviyesinde kalmıştır. Katılımın bu denli düşük olmasının temel nedeni, referandum öncesinde yapılan 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde AK Parti'nin %46,6 oy alarak tek başına iktidarını koruması, MHP'nin de Meclis'e girerek cumhurbaşkanlığı oylamasına katılacağını açıklamasıyla Abdullah Gül’ün zaten Ağustos 2007'de Meclis tarafından cumhurbaşkanı seçilmiş olmasıdır. Dolayısıyla oylanacak paket fiilen amacına ulaşmış olduğundan, seçmen sandığa gitme motivasyonunu büyük ölçüde kaybetmiştir.

Sandıktan %68,95 Evet (19.422.714 oy) ve %31,05 Hayır (8.744.947 oy) çıkmıştır. Her ne kadar paket ezici bir çoğunlukla kabul edilmiş olsa da, halkın üçte birinin sandığa gitmeyerek kendi iradesini tescil etmekten feragat etmesi dikkat çekici bir coğrafi ilgisizlik görüntüsü sunmuştur.

2007 Referandumunun CBS Haritaları ile Analizi ve Yorumu: 2007 referandum katılım haritası incelendiğinde, seçmen ilgisizliğinin coğrafi olarak homojen olmadığı saptanmıştır. En düşük katılım düzeyleri (%52,9 ila %64,3) Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun kırsal kesimleri ile İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollerde kümelenmiştir (Şekil 18).

Şekil 18. 2007 Referandumu Katılım Oranı Haritası

2007 Referandumunda "Evet" oyları batıdan doğuya doğru düzenli bir artış kaydetmiştir. Türkiye bu haritada bariz bir biçimde üç farklı seçim bölgesine ayrılmıştır: Batı, Orta ve Doğu Anadolu. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri, %85,6 ila %95,9 ile en yüksek "Evet" desteğini sunarak iktidarın anayasal hamlesine tam destek vermiştir (Şekil 19, 20).


Şekil 19. 2007 Referandumu Evet Oranı Haritası


Şekil 20. 2007 Referandumu Evet Oranı  Sıcak Bölgeler (Hotspot) Haritası

İllerin üzerindeki dairelerin Evet (kırmızı) ve Hayır (yeşil) oy oranlarını gösterdiği bu tematik harita, muhalif "Hayır" blokunun kıyı Ege ve Trakya şeridinde (İzmir, Aydın, Muğla, Edirne, Kırklareli) nasıl konsolide olduğunu görselleştirmektedir (Şekil 21). 


Şekil 21. 2007 Referandumu Katılım Oranı Ve “Evet-Hayır” Oylarının Dağılımı Haritası



Aydın (%52,73 Hayır), Muğla (%51,19 Hayır), Edirne (%51,48 Hayır) ve Tunceli (%56,41 Hayır) gibi sınırlı sayıdaki il, Evet dalgasına karşı "Hayır" sığınağı oluşturmuştur.

3 Boyutlu Yüzey Ağları Modellemesi (Şekil 9 / Şekil 4 - 3D Yüzey): Grid haritasının üzerine giydirilen 3 boyutlu yüzey modellemesinde, Türkiye'nin siyasi ekolojisinin topoğrafyası olağanüstü bir netlikle belirmektedir. Bu topoğrafyada, muhafazakar Evet oylarının kalesi olan Konya, Kayseri, Yozgat, Kütahya ve Sakarya adeta göğe yükselen sarsılmaz sismik birer dağ zirvesi (yükselimler) olarak belirirken; seküler muhalefetin simgesi olan batı kıyıları alçak platformlar, Tunceli ise çevresindeki yüksek platformların tam ortasında derin ve keskin bir "kara delik" (çukur) şeklinde kendini göstermektedir.

Doğu-Batı Kesit Profili (Şekil 11 / Şekil 6 - Doğu-Batı Profili): İzmir'den Van'a çekilen hayali kesit hattı boyunca çizilen profil grafiği, seçim coğrafyasındaki mekânsal bağımlılığın matematiksel ispatıdır. Batı kıyılarından (İzmir) doğuya doğru ilerledikçe Evet oylarının genel eğrisi kademeli bir biçimde tırmanırken; bu tırmanış hattının üzerine binen Ankara ve Tunceli koordinatlarında grafik, genel bölgesel eğilime tamamen zıt, dikey ve derin sismik çöküşler kaydetmektedir.



3.3.2. 2010 Anayasa Değişikliği Referandumu: Doğu-Batı Ekseninde Bölgesel Kutuplaşmanın Kemikleşmesi

Türkiye’nin altıncı halkoylaması, 1982 Anayasası’nın toplam 26 maddesinde köklü değişiklikler öngören paket için 12 Eylül 2010 tarihinde yapılmıştır. 1982 darbe anayasasının yıl dönümüne denk getirilen bu referanduma sunulan paket; bireysel başvuru hakkı, ombudsmanlık, kadınlara ve dezavantajlı gruplara pozitif ayrımcılık gibi demokratik reformları barındırmasının yanı sıra, yargının en üst organları olan Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) yapısını kökten değiştiren iki can alıcı madde içermekteydi.

Referandum kampanyası, Türkiye siyasi tarihinin en keskin kamplaşmalarından birine sahne olmuştur. AK Parti ve Başbakan Erdoğan, vesayetçi yargı düzenini yıkmak ve 12 Eylül askeri darbesinin sorumlularını yargılamak vaadiyle çok sert bir "Evet" kampanyası yürütmüştür. Kampanyada, anayasa reformunu destekleyen ancak iktidara mesafeli olan sol-liberal kesimler "Yetmez Ama Evet" sloganıyla mobilize edilmiştir.

Buna karşılık CHP ve MHP, bu paketin yargıyı tamamen iktidarın güdümüne sokacağını, kuvvetler ayrılığını ortadan kaldıracağını savunarak referandumu hükümete yönelik bir "güven oylamasına" dönüştürmüş ve "Hayır" kampanyası örgütlemişlerdir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da ise Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), anayasa hazırlık sürecinde Kürt sorununa dair somut adımların atılmamasını gerekçe göstererek sandığı boykot etme kararı almıştır.

Kayıtlı 49.446.269 seçmenden 38.369.099'unun sandığa gittiği referandumda katılım oranı %73,71 seviyesinde kalmıştır. Boykot kararının uygulandığı Güneydoğu sınır illerinde (örneğin Hakkari'de katılım %9, Şırnak'ta %22,5, Diyarbakır'da %34,8'e düşmüştür) katılım dip yaparken, batı illerinde katılım zirveye ulaşmıştır. Sandıktan %57,88 Evet (21.787.244 oy) ve %42,12 Hayır (15.856.793 oy) çıkmış ve anayasa paketi kabul edilmiştir.

2010 Referandumunun CBS Haritaları ile Analizi ve Yorumu: 2010 referandum haritaları, Şerif Mardin'in Merkez-Çevre ve Lipset-Rokkan'ın Toplumsal Bölünmeler (Cleavages) kuramlarının coğrafi uzamda nasıl kristalize olduğunun en net kanıtıdır. Türkiye haritası bıçakla kesilmiş gibi iki ana bloka bölünmüştür: İç Anadolu, Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun iç kesimleri ezici ve koyu bir "Evet" kırmızısı ile boyanırken; Trakya, kıyı Ege ve Akdeniz sahil şeridi açık gri/tonlarda belirgin bir "Hayır" direnç hattı oluşturmuştur (Şekil 22, 23).

KATILIORANI_2010

Şekil 22. 2010 Referandumu Katılım  Oranı Haritası

EVETORANI_2010

Şekil 23. 2010 Referandumu Evet Oranı Haritası

İstatistiki kümelenme analizinde, İç Anadolu platosu ile Karadeniz hinterlandında (Konya, Kayseri, Yozgat, Rize, Trabzon) çok güçlü ve homojen bir Evet "sıcak noktası" (Hotspot) saptanmıştır. Buna tezat olarak, batı kıyı kuşağı (İstanbul'un seküler batı ilçelerinden başlayıp İzmir, Aydın, Muğla dolaylarından Antalya’ya uzanan hat), Tunceliden başlayıp Hakkari’den Iğdır’a dönen bir doğu ve Güneydoğu kuşağı istatistiksel açıdan anlamlı yüksek "Hayır" oylarının kümelendiği kesintisiz bir "soğuk nokta" (Coldspot) kuşağı üretmiştir (Şekil 24).

EVETORANI-2010-HOTSPOT

Şekil 24. 2010 Referandumu Evet Oranı Hotspot Kümelenme Haritası

İl bazındaki Evet-Hayır sayılarını ve oranlarını gösteren pasta grafik haritalarında, batı metropollerinde dairelerin yeşil (Hayır) dilimlerinin kırmızıya üstünlük sağladığı veya dengelendiği; Anadolu’da ise dairelerin neredeyse tamamen kırmızıya boyandığı gözlenmektedir. Boykotun etkili olduğu Güneydoğu Anadolu'da ise dairelerin fiziksel boyutları (geçerli oy miktarı) katılımın düşüklüğü nedeniyle küçülmüştür. Bu haritalar, yargı reformu adı altında yürütülen anayasal mücadelenin, seçmen nezdinde nasıl derin bir Doğu-Batı, modern-taşra, seküler-muhafazakar coğrafi bölünmesine ve kutuplaşmasına yol açtığını tescil etmektedir (Şekil 25, 26).

EVET_HAYIR_ORANI_2010-PASTA

Şekil 25. 2010 Referandumu Evet-Hayır Oranları Pasta Grafik Haritası



EVETHAYIR_SAYILARI-2010-PASTA

Şekil 26. 2010 Referandumu Evet-Hayır Sayıları Pasta Grafik Haritası

3.3.3. 2017 Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine Geçiş Referandumu: Metropol Direnci ve Coğrafi Bölünmenin Zirvesi

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en köklü ve sistemik halkoylaması, 1982 Anayasası’nın 18 maddesinde değişiklik öngören paket için 16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleştirilmiştir. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) iklimi altında yapılan bu referandum, yürütme, yasama ve yargı yetkilerini tek elde toplayan, parlamenter rejimi tasfiye ederek yerine "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" adı verilen denetimsiz bir başkanlık modelini getiren tarihi bir sismik kırılmadır.

Kampanya süreci, devlet kaynaklarının iktidar lehine asimetrik kullanımı, medyanın tek sesliliği ve OHAL kısıtlamaları altında yürütülmüştür. AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu "Cumhur İttifakı" sistemi istikrar, terörle mücadele ve hızlı karar alma mekanizması olarak sunarak çok yoğun bir "Evet" kampanyası düzenlemiştir. Başta CHP ve HDP olmak üzere, MHP içerisindeki muhalif klikler (Meral Akşener, Ümit Özdağ, Sinan Oğan gibi isimler) ve yeni kurulan oluşumlar ise tek adam rejimi, otoriterleşme ve kuvvetler ayrılığının yok edilmesi uyarısıyla keskin bir "Hayır" cephesi kurmuşlardır.

Kayıtlı 58.291.898 seçmenden 49.798.855'inin sandığa gittiği referandumda katılım oranı %85,43 ile rekor bir düzeye ulaşmıştır. Sandıktan %51,41 Evet (25.157.025 oy) ve %48,59 Hayır (23.777.014 oy) çıkmıştır. Paket, YSK'nın son anda oylama devam ederken aldığı "mühürsüz oy zarflarının da geçerli sayılacağı" yönündeki tartışmalı kararla kıl payı kabul edilmiştir. Bu bıçak sırtı sonuç (%2,82 fark), yeni sistemin meşruiyet tartışmalarının günümüze kadar taşınmasına neden olmuştur.

2017 Referandumunun CBS Haritaları ile Analizi ve Yorumu: 2017 haritalarında, 2010 referandumuna göre çok daha dengeli fakat inanılmaz derecede kutuplaşmış bir coğrafi desen belirmektedir. Evet oyları İç Anadolu, Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun bazı muhafazakar illerinde gücünü korurken (koyu kırmızı alanlar); batı, güney ve kuzey sahil şeridi ile Güneydoğu Anadolu’da ve Doğu Anadolu’nun doğusunda kesintisiz bir "Hayır" (gri) kuşağı ile kaplanmıştır (Şekil 27, 28).

KATILIORANI_2017

Şekil 27. 2017 Referandumu Katılım  Oranı Haritası


Şekil 28. 2017 Referandumu Evet Oranı Haritası

2017 Hotspot analizi, Türkiye referandum tarihinin en keskin coğrafi kutuplaşmasını tescil etmektedir. Karadeniz kıyı şeridi (Zonguldak hariç) ve İç Anadolu platosunda Evet oylarının sarsılmaz sıcak noktaları (kırmızı-turuncu alanlar) varlığını korumuştur. Buna karşılık, batı ve güney kıyı şeritlerindeki (Trakya, Ege, Akdeniz kıyıları) "Hayır" soğuk noktaları (mavi-yeşil alanlar) 2010 yılına göre coğrafi olarak çok daha fazla genişlemiş, derinleşmiş ve homojen bir direnç kuşağına dönüşmüştür (Şekil 29).

EVETORAN_2017_HOTSPOT

Şekil 29. 2017 Referandumu Evet Oranı Hotspot Haritası


2017 referandumunun seçim coğrafyası açısından en çarpıcı bulgusu, Türkiye'nin ekonomik ve demografik kalbi niteliğindeki en büyük üç metropolün (İstanbul %51,4, Ankara %51,2 ve İzmir %68,8 Hayır) "Hayır" cephesine geçmesidir. Şekil 50'deki derecelendirilmiş pasta grafik haritasında, İstanbul ve Ankara üzerindeki devasa dairelerin yeşil (Hayır) dilimlerinin ilk kez kırmızıya (Evet) üstünlük sağladığı net bir şekilde gözlenmektedir (Şekil 30, 31).


EVETHAYIR_SAYI2017_PASTA

Şekil 30. 2017 Referandumu Evet-Hayır Oranları Pasta Grafik Haritası

EVETHAYIR_ORAN2017_PASTA

Şekil 31. 2017 Referandumu Evet-Hayır Sayıları Pasta Grafik Haritası


İllerin 2010 ve 2017 Evet oranlarını dikey çubuklarla karşılaştıran haritada, neredeyse tüm batı illerinde ve metropollerde 2017 Evet oylarının 2010 Evet oylarına göre sismik bir düşüş (çubuklarda kısalma) kaydettiği görülmektedir. Sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki bazı illerde Evet oylarında istikrarlı bir yükselme dikkati çekmektedir (Şekil 32).

Bu harita bulguları, 2017 referandumunda anayasal sistem değişikliğinin; yüksek sosyo-ekonomik gelişmişliğe, eğitimli nüfusa ve dışa açık ekonomik mahal yapılarına sahip kentsel/metropoliten alanlarda (Merkez) çok güçlü bir coğrafi dirençle karşılaştığını; buna karşılık muhafazakar, kırsal ve devlet yardımlarına bağımlı taşra bölgelerinde (Çevre) onaylandığını göstermektedir. Coğrafi sismografi, Türkiye’deki anayasal dönüşümün toplumsal uzlaşıyla değil, derin bir mekânsal bölünme ve kutuplaşma üzerinde yükseldiğini tüm çıplaklığıyla ispat gözler önüne sermektedir.

tum evet

Şekil 32. İllere göre Tüm referandumların “Evet” sayıları


4. Tartışma: 60 Yıllık Siyasal Ekolojide Kırılma Hatlarının Yer Değiştirmesi

Türkiye’nin 1961 yılından bu yana deneyimlediği yedi referanduma ait CBS analizleri ve harita bulguları, ülkenin siyasal ekolojisindeki mekânsal bağımlılıkların ve toplumsal fay hatlarının zamana ve mekâna bağlı olarak nasıl evrildiğini tartışmak açısından eşsiz bir fotoğraf sunmaktadır. Bu bağlamda tartışma; Merkez-Çevre kuramının tarihsel dönüşümü, seçim coğrafyasının dondurulmuş sınırlarına karşılık seçmen davranışındaki dinamizm ve Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ortamının sunduğu analitik/epistemolojik güç olmak üzere üç temel eksende şekillenmektedir.

4.1. "Zaman-Mekân" Boyutunda Merkez-Çevre Kuramı ve Siyasal Ekolojinin Evrimi

Şerif Mardin’in (1973) kavramsallaştırdığı laik-seküler bürokratik "Merkez" ile dindar, muhafazakar ve kırsal "Çevre" (periferi) arasındaki tarihsel gerilim, Türkiye referandum haritalarında kendisini sürekli yeniden üreten ve coğrafi uzamda somutlaşan bölgesel bloklar halinde göstermektedir. Ancak tarihsel süreç dikkatle incelendiğinde, bu iki kutbun coğrafi kalelerinde sismik bir "yer değiştirme" (mekânsal kayma) yaşandığı saptanmaktadır.

1961’den 2017’ye Kıyıların ve İç Bölgelerin Rol Değişimi: 1961 Anayasa referandumunda, askeri darbe ile kapatılan Demokrat Parti’nin (DP) kırsal ve dışa açık "çevre" tabanını temsil eden Ege ve Marmara kıyıları (Aydın, Manisa, İzmir, Muğla); askeri cuntanın getirdiği yeni statükoya ("merkezin" anayasasına) karşı çok güçlü bir "Hayır" direnişi sergileyerek periferinin sesini duyurmuştur. Buna karşılık geleneksel bürokratik merkezin (CHP) kaleleri olan Doğu Anadolu ve kırsal kesimler Evet oylarını domine etmiştir. Ancak AK Parti dönemine (2007, 2010, 2017) gelindiğinde bu coğrafi roller tamamen tersine dönmüştür. 1961'de "Hayır" diyerek askeri vesayet merkezine direnen gelişmiş batı kıyıları ve sahil şeridi, bu kez seküler ve modern hayat tarzı duyarlılıklarıyla "merkezin" değerlerini savunan ve yürütmenin tek elde toplanmasına karşı çıkan en sarsılmaz "Hayır" (muhalif) kalesine dönüşmüştür. Öte yandan 1961'de "Evet" diyen muhafazakar İç Anadolu hinterlandı ise, bu kez çevre elitlerinin kurduğu yeni siyasi hegemonyanın (AK Parti-MHP) sarsılmaz birer "Evet" kalesi (sıcak noktası) olarak haritada tırmanışa geçmiştir.

Mekânsal Donma ve Üç Bölgesel Blok: 2002 sonrasında yapılan genel seçimler ve referandumlarda beliren coğrafi desen, Türkiye siyasi ekolojisinin üç net bölgesel blok üzerinde "donduğunu" tescil etmektedir. Bu bloklar; seküler eğilimlerin egemen olduğu batı/güney kıyı şeridi (kırmızı), geleneksel-muhafazakar ve milliyetçi sağ oyların sığınağı olan geniş İç Anadolu ve Karadeniz hinterlandı (turuncu) ve etnik/bölgesel kimlik siyasetinin yön verdiği Doğu/Güneydoğu Anadolu (mor/koyu gri) bölgesidir. Referandum haritaları, aday şahsiyetlerinden ve parti logolarından arındırılmış yalın anayasal tercihleri yansıttığı için bu coğrafi bölünmenin sarsılmaz sınırlarını çok daha berrak bir biçimde deşifre etmektedir.

4.2. "Dondurulmuş" Siyasal Coğrafya ve Referandumlarda Daralan Onay Eğrisi

Electoral coğrafya literatüründe Downs’un (1957) rasyonel seçmen teorisi, oy tercihlerinin günlük problemlere ve ekonomik koşullara bağlı olarak esneklik göstereceğini savunur. Ancak Türkiye’deki referandum pratikleri analiz edildiğinde, genel makro-ekonomik göstergelerin (enflasyon oranları hariç kişi başına düşen milli gelir, büyüme hızı ve işsizlik gibi) seçmen tercihleri üzerinde doğrudan belirleyici bir etkisi olmadığı saptanmaktadır. Örneğin, 2007'den 2010'a kişi başına düşen milli gelir artış kaydetmesine rağmen, iktidarın anayasa teklifine verilen halk desteği %68,9'dan %57,9'a gerilemiştir. Bu durum, Türkiye’de referandum sonuçlarının rasyonel ekonomik muhasebeden ziyade, siyasal kimlikler, kampanya yoğunluğu, konunun karmaşıklığı ve seçmen eğilimleri (predispositions) tarafından şekillendirildiğini kanıtlamaktadır.

Sürekli Daralan "Evet" Coğrafyası ve İttifak Sınırları: AK Parti hükümetlerinin sunduğu anayasal tekliflerin halk tarafından kabul edilme oranları 2007’de %68,95 iken, 2010’da %57,88’e ve nihayetinde 2017’de %51,41’e gerileyerek düzenli bir düşüş eğrisi kaydetmiştir. Bu daralmanın coğrafi analizi çok önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır:

2007 ve 2010 Referandumları: Bu dönemlerde "Evet" oyları, iktidar partisinin genel seçimlerde aldığı tekil oy oranlarının ve kendisini destekleyen partilerin aritmetik toplamının çok üzerinde (%68,9 ve %57,9) gerçekleşmiştir. AK Parti, anayasal krizleri (367 krizi veya askeri vesayetle mücadele) başarıyla çerçeveleyerek (reframing) parti tabanının dışındaki milliyetçi, muhafazakar ve liberal seçmenleri de "Evet" blokuna eklemlemeyi başarmıştır.

2017 Referandumu: Bu referandumda ise Evet oyları (%51,41), en yakın genel seçimlerde "Evet" cephesini oluşturan AK Parti ve MHP’nin (Cumhur İttifakı) toplam oy oranının (%53,7) ilk kez altına inmiştir. CBS analizleri ve seçim anketleri, MHP seçmeninin yaklaşık %10'unun (özellikle milliyetçi hassasiyetlerle eyalet sistemi tartışmalarından duyulan endişe nedeniyle) kendi parti kararlarına uymayarak "Hayır" cephesine kaydığını göstermektedir.

Şekil 33. Evet Blokundaki Erime ve İttifak Sapması


Metropoliten Direniş (Urban-Metropolitan Resistance): 2017 referandum haritalarındaki en çarpıcı coğrafi kırılma, Türkiye'nin ekonomik, entelektüel ve beşerî lokomotifleri olan en büyük üç metropolün (İstanbul %51,4, Ankara %51,2 ve İzmir %68,8 Hayır) aynı anda "Hayır" cephesine geçmesidir (Tablo 1).


Tablo 1. 2017 Referandumu Metropol Kırılımı                  

Metropol

1 Kasım 2015 Seçimi (AKP + MHP)

2017 Referandumu (Evet Oranı)

Net Sapma Kayıp

İstanbul

%57,3

%48,6

-%8,7

Ankara

%54,1

%48,8

-%5,3

İzmir

%41,4

%31,2

-%10,2

Bulgular: AKP ve MHP seçmeninin yaklaşık %10'u yeni sistemi onaylamayarak "Hayır" cephesine geçmiştir.  

 Ankara ve İzmir özelindeki ilçeler düzeyindeki CBS analizleri (örneğin Ankara'da Çankaya ve Yenimahalle gibi gelişmiş kentsel merkezler ile Haymana ve Çubuk gibi geleneksel çevre ilçeler arasındaki keskin ayrışma), sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi ve eğitim seviyesi arttıkça başkanlık sistemine verilen onayın sismik bir biçimde düştüğünü ispatlamaktadır. Bu metropol direnci, geleneksel partizan bağlılıkların dahi kentsel bağlamın getirdiği bilgi akışı ve rasyonel sorgulama mekanizmaları tarafından bükülebildiğini (komşuluk ve kentsel mahal etkisi) metodolojik olarak doğrulamaktadır.

4.3. Seçim Coğrafyasında CBS Ortamının Metodolojik ve Epistemolojik Gücü

Siyaset bilimi ve sosyoloji araştırmalarında karşılaşılan en büyük metodolojik kısıt, bireysel anket verilerinin bütünü (makro evreni) temsil etmedeki yetersizliği ya da toplulaştırılmış (aggregate) verilerle çalışırken ortaya çıkan "Ekolojik Yanılgı" (Ecological Fallacy) riskidir. Bu çalışmada kullanılan Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ortamı, bu iki kısıtı aşarak seçim coğrafyası araştırmalarına benzersiz bir epistemolojik ve analitik derinlik kazandırmıştır.

Mekân ve Zamanın Entegrasyonu: CBS'nin sunduğu ilişkisel veri tabanı yapısı sayesinde, 60 yıllık bir zaman tüneli ile 81 ilin coğrafi koordinatları tek bir analitik potada eritilmiştir. Klasik kartografik gösterimlerin aksine, çok değişkenli derecelendirilmiş pasta grafik haritaları  ve sütun grafik tasarımları, hem seçmenin demografik ağırlığını (daire boyutları) hem de anayasal tercih kırılımlarını (dilim oranları) aynı anda görselleştirerek analizlerin hassasiyetini artırmıştır.

Topoğrafik ve Sismik Modelleme Yeteneği: Çalışmada kullanılan Grid Yoğunluk Modellemesi ve Sıcak Nokta (Hotspot) analizleri, seçmen davranışının idari sınırları aşan akışkan ve bölgesel karakterini netleştirmiştir. 3 Boyutlu Yüzey Ağları (Şekil 37) ile Konya, Kayseri ve Sakarya gibi muhafazakar Evet yükseltilerinin (platoların) ve Tunceli gibi derin "kara deliklerin" topoğrafik olarak modellenmesi, siyasal ekolojiyi rakamsal bir kuru veri olmaktan çıkarıp hacimsel ve alansal bir sismografiye dönüştürmüştür. 


Şekil 37. Grid Yöntemiyle Elde Edilmiş  Tematik Harita Üzerine 3 Boyutlu Yüzey Ağlarının Giydirilmesi. 2007 Halkoylaması “Evet-Hayır” Oranlarının Yoğunluk Dağılımı


Benzer şekilde, batıdan doğuya çekilen hayali kesit hattı boyunca çizilen Doğu-Batı Profili, Türkiye’nin siyasal eğilimlerindeki bölgesel tırmanışı ve bu tırmanış hattının Ankara ile Tunceli koordinatlarında nasıl dikey kırılmalara (keskin vadilere) uğradığını matematiksel olarak kanıtlamıştır (Şekil 38).

Graph

Şekil 38. Grid Yöntemiyle Elde Edilmiş Alansal Tematik Harita Üzerinden Çıkarılmış 2007 Halkoylamasının Doğu-Batı Profili  


Sonuç olarak CBS; sadece harita çizen pratik bir yazılım değil; zaman-mekân boyutunu toplumsal bölünmeler teorisiyle buluşturan, seçmenin "yerdeki sosyalleşme" (socialization in place) süreçlerini somutlaştıran ve siyasal coğrafyanın sismik kırılma hatlarını görünür kılan son derece güçlü, bilimsel bir araştırma ve analiz ortamıdır.

5. Sonuç

Türkiye’nin çok partili siyasal hayata geçişinden bu yana gerçekleştirdiği toplam yedi referanduma ait seçim verilerinin Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ortamında haritalandırılması ve analiz edilmesi, ülkenin siyasal ekolojisindeki değişimlerin tarihsel ve mekânsal görüntüsünü benzersiz bir hassasiyetle ortaya koymaktadır. Cumhuriyet tarihinin bu yedi halkoylaması, salt teknik anayasa maddelerinin oylanmasının ötesinde; sivil-asker ilişkilerinden sivil hegemonya mücadelelerine, ekonomik krizlerin siyasal faturasından radikal sistem değişikliklerine kadar Türkiye’nin toplumsal sarsıntılarını ve seçmen tercihlerini yansıtan birer toplumsal laboratuvar vazifesi görmüştür.

Yöntemsel açıdan bakıldığında, seçim çevrelerinin anayasal olarak doğrudan idari sınırlara (il ve ilçe sınırları) tabi olduğu Türkiye'de, Batı literatüründeki "redistricting" (seçim sınırlarının yapay manipülasyonu / gerrymandering) analizlerinin aksine CBS; seçmen davranışındaki "mekânsal bağımlılık" (spatial dependence), "komşuluk etkisi" ve yerel bağlamın getirdiği siyasal eğilimlerin deşifre edilmesinde asli analitik ortam haline gelmiştir. Bu çalışma kapsamında üretilen aralık tanımlı (Choropleth) haritalar, Sıcak Nokta (Hotspot) kümelenme analizleri, 3 Boyutlu Yüzey Ağları ve Doğu-Batı sismik kesit profilleri, seçmen davranışının idari sınırları aşan akışkan yapısını ve yerel alt siyasal kültür havzalarını somut kartografik çıktılara dönüştürmüştür.

Tarihsel evrim çizgisi incelendiğinde, Türkiye'deki referandum pratikleri iki ana döneme ayrılmaktadır:

Askeri Vesayet Gölgesindeki "Tasdiki Plebisit" Dönemi (1961 ve 1982): Bu dönemde yapılan halkoylamaları, tek taraflı devlet propagandası ve katı propaganda kısıtlamaları altında askeri cuntaların meşruiyet devşirme aracı (plebisit) olarak kullanılmıştır. Ancak CBS analizleri, 1961’de tüm baskılara rağmen kapatılan Demokrat Parti (DP) tabanının güçlü olduğu Batı Anadolu kıyılarında %38,3 oranında yükselen sessiz direnç kuşağını ve 1982'de %91,37'lik ezici "Evet" hegemonyası altında dahi metropollerde beliren sembolik muhalif adacıkları net bir şekilde saptamıştır.

Sivil Dönem ve Kurucu Referandumlar Süreci (1987, 1988, 2007, 2010 ve 2017): Sivil siyasete geçişle birlikte referandum sandığı, iktidarların seçim mühendisliği taktiklerine karşı seçmenin rasyonel ve demokratik birer cezalandırma/dengeleme aracına dönüşmüştür. Nitekim 1987’deki çok dar marjlı (%50,16 Evet) siyasi yasakların kaldırılması oylamasının ardından yapılan 1988 referandumu, %65 "Hayır" oyuyla sonuçlanarak Türkiye referandum tarihinde seçmenin iktidarın teklifini reddettiği yegane oylama olarak tarihe geçmiş ve Turgut Özal hükümetine yönelik güçlü bir coğrafi ihtar vazifesi görmüştür.

AK Parti döneminde gerçekleştirilen üç referandum (2007, 2010 ve 2017) ise, Türkiye siyasal coğrafyasının Şerif Mardin'in (1973) "Merkez-Çevre" ve Lipset-Rokkan'ın (1967) "Topumsal Bölünmeler (Cleavages)" kuramları bağlamında nasıl sarsılmaz bölgesel bloklar halinde "donduğunu" tescillemektedir. Bu 10 yıllık süreçte, AK Parti'nin sunduğu anayasa paketlerine verilen Evet desteği %68,9'dan %57,9'u aşarak 2017'de %51,41 sınırına kadar daralmıştır. CBS Hotspot ve pasta grafik analizleri, bu daralma eğrisinin altındaki temel sosyo-politik dinamiğin "Metropol Direnci" olduğunu kanıtlamaktadır.

Türkiye’nin ekonomik, entelektüel ve beşerî lokomotifi niteliğindeki en gelişmiş metropolleri olan İstanbul, Ankara ve İzmir; 2017 referandumunda aynı anda "Hayır" cephesinde birleşerek yürütmenin tek elde toplanmasına karşı kentsel/seküler bir direnç alanı oluşturmuşlardır. Ankara ve İzmir'in ilçeler düzeyindeki CBS analizleri, eğitim, gelir ve nitelikli iş gücü düzeyi yüksek olan kentsel "Merkez" bölgelerinde (Çankaya, Yenimahalle, Konak) "Hayır" oylarının ezici bir üstünlük sağladığını; buna karşılık muhafazakar, kırsal ve geleneksel aile yapılarının egemen olduğu "Çevre" (taşra) ilçelerinde (Haymana, Çubuk, Kiraz, Kemalpaşa) "Evet" blokunun alan hakimiyetini koruduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak; 1961’de "Hayır" diyerek askeri merkeze direnen Ege ve Marmara kıyıları (çevre), modernleşme ve sekülerleşme süreçlerinin etkisiyle 2017’de bu kez seküler yaşam biçimlerini ve parlamenter sistemi savunan muhalif bir "merkez" karakterine bürünmüştür. 1961'de "Evet" diyen iç Anadolu ise, bu kez çevre elitlerinin kurduğu yeni siyasi hegemonyanın (Cumhur İttifakı) sarsılmaz birer "Evet" kalesi haline gelerek yer değiştirmiştir. Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ortamı, Türkiye’deki bu 60 yıllık siyasal ekoloji dönüşümünü, bölgesel ve yerel dinamikleri göz ardı eden hiçbir makro-siyasal analizin açıklayamayacağı sismik bir berraklıkla ortaya koyarak seçim coğrafyası literatürüne eşsiz bir analitik güç ve katkı sunmaktadır.


KAYNAKÇA

Agnew, J. A. (1987). Place and politics: The geographical mediation of state and society. Allen & Unwin.

Agnew, J. A. (2002). Place and politics in modern Italy (No. 243). University of Chicago Press.

Agnew, J. A. (2014). Place and politics: The geographical mediation of state and society. Routledge.

Andersen, R. (1996). Citizens, Politics, and Social Communication: Information and Influence in an Election Campaign, by Robert Huckfelt and John Sprague, Political Science Quarterly, Volume 111, Issue 4, Winter 1996, Pages 725–726, https://doi.org/10.2307/2152110

Bois, P. (1960). Paysans de l’Ouest: Des structures économiques et sociales aux options politiques depuis l’époque révolutionnaire dans la Sarthe. Mouton.

Calvo, E., & Escolar, M. (2003). The local voter: A geographically weighted approach to ecological inference. American Journal of Political Science, 47(1), 189–204. https://doi.org/10.1111/1540-5907.00013

Cox, K. R. (1969). The voting decision in a spatial context. Progress in Geography, 1, 81–117.

Downs, A. (1957). An economic theory of democracy. Harper and Row, 28.

Hopkins, D. J., & Williamson, T. (2012). Inactive by design? Neighborhood design and political participation. Political Behavior, 34(1), 79–101. https://doi.org/10.1007/s11109-010-9149-2

Huckfeldt, R., & Sprague, J. (1995). Citizens, politics, and social communication: Information and influence in an election campaign. Cambridge University Press.

John O'Loughlin (2000) Can King's Ecological Inference Method Answer a Social Scientific Puzzle: Who Voted for the Nazi Party in Weimar Germany?, , 90:3, 592-601, DOI: 10.1111/0004-5608.00213

Johnston, R. J. (1979). Political, electoral, and spatial systems: An essay in political geography. Oxford University Press.

Johnston, R. J., & Pattie, C. J. (2006). Putting voters in their place: Geography and elections in Great Britain. Oxford University Press.

Johnston, R., & Pattie, C. (2016). Kevin Cox and electoral geography. In Territory, the State and Urban Politics (pp. 23-44). Routledge.

Key, V. O., Jr. (1949). Southern politics in state and nation. Alfred A. Knopf.

King, G., & Fox, J. (1999). A solution to the ecological inference problem: Reconstructing individual behavior from aggregate data. Canadian Journal of Sociology, 24(1), 150.

Lipset, S. M., & Rokkan, S. (Eds.). (1967). Party systems and voter alignments: Cross-national perspectives. Free Press.

Mardin, Ş. (1973). Center-periphery relations: A key to Turkish politics? Daedalus, 102(1), 169–190.

Miller, W. L. (1977). Electoral dynamics in Britain since 1918. Springer.

O’Loughlin, J. (2003). "Spatial analysis in political geography." In Agnew, J., Mitchell, K., & Toal, G. (Eds.), A companion to political geography (pp. 30-46). Oxford: Blackwell Publishing.

Przeworski, A., & Soares, G. A. D. (1971). Theories in search of a curve: A contextual interpretation of left vote. American Political Science Review, 65(1), 51–68. https://doi.org/10.2307/1955043

Robinson, W. S. (2009). Ecological correlations and the behavior of individuals. International journal of epidemiology, 38(2), 337-341.

Siegfried, A. (1913). Tableau politique de la France de l'ouest sous la troisième république: 102 cartes et croquis, 1 carte hors texte. A. Colin.

Taylor, P. J., & Johnston, R. J. (1979). Geography of Elections. Croom Helm, London.

van der Wusten, H., & Mamadouh, V. (2014). “It is the context, stupid!”. Or is it? British-American contributions to electoral geography since the 1960s. L’Espace Politique, 23. https://doi.org/10.4000/espacepolitique.3048


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hani ilçesinin coğrafyası